METİN NE DİYOR
Üzerinde mutabık kalınan ve yılbaşından itibaren imzaya açılacak olan metinde şunlar yazıyor:
1915te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felakete duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım Kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyorum, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.
Prof. Dr. Baskın Oran:
TARTIŞMALI OLAN TEHCİR DEĞİL SOYKIRIM
Bu kampanyayla biz insanı hedef alıyoruz. Bunu vicdanında hisseden imzalar, bunu vicdanında hissetmeyen imzalamaz. Bu konuda herkes istediği eleştiriyi yapar. Ama bunun eleştirilecek bir tarafı yok. Anadoluda yaklaşık 1,8 milyon Ermeni vardı. Bugün 60 bin kaldı. Bu insanlar buharlaşmadılar herhalde. Dolayısıyla burada bir büyük felaket yaşandı. Tartışma konusu bu değil. Bunu kimse reddedemez. Bu konuda tartışma bu bir jenosit (soykırım) mıydı, değil miydi? Dördümüzden hiçbiri jenosit kelimesini kullanmıyor. Çünkü jenosit hukuki bir tabirdir. Oysa Ermeliler tarafından bu siyasi anlamda kullanılıyor. İkinci olarak, jenositin Avrupadaki anlamı başka, Türkiyedeki anlamı başka. Türkiyede jenosit yalnızca Yahudi jenositini anlatmak için kullanılır. Bu olaylara jenosit demenin hem bilimsel olarak, hem de siyaseten yanlış olduğu kanısındayım. Tartışma konusu budur, başka bir şey değil. 1 milyon 750 bin Ermeninin buharlaşmış olmasını nasıl izah edeceğiz? Bu adamalar Almanyaya çalışmaya mı gitti? Tartışma orada değil. Tartışma jenosit kelimesinde.
Biz bir inancımızı belirtiyoruz. Biz yaklaşık 100 yıl gecikmiş bir özrü dile getiriyoruz. Artık devlet bunu nasıl yorumlar, bu devletin bileceği iştir. Biz insan olarak görevimizi yaptık. Ben Osmanlı Döneminde yapılan bir olaydan sorumlu değilim. Fakat yaklaşık 85 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyetinde, Türkiye Devletinde bunun inkâr edilmesinden ve ayrıca bunun gizlenmesinden sorumluyum. Ben bu sorumluluğumu özür dileyerek idrak ediyorum.
TARİHÇİLER VE VİCDAN SAHİPLERİ TARTIŞACAK
Fransız tarihçilerinin başlattığı ve bundan birkaç gün önce Le Mondeda tam sayfa çıkan bildiriyi ben de imzaladım. Devletlerin bu işe kalkıp da olmuştur ya da olmamıştır deyip ahkâm kesmeleri bizi ilgilendirmez. Bu tartışmalar engellenemez, bu tartışmalar tarihçiler arasında ve vicdan sahipleri arasında yapılacaktır, yapılmalıdır. Bu olmuştur diyeni cezalandırmak veya Fransada olduğu gibi şu olmamıştır diyeni cezalandırmak bilimsel ve insani cinayettir. İkisi de aynı derecede ağır, vicdani suçtur. Onun için ben bu bildiriyi de Fransadaki bildiriyi de imzaladım.
 |
|
Dr. Cengiz Aktar:
KAMPANYA DUYGULARA TERCÜMAN OLMAK İÇİN
Türkiyede imza kampanyaları çok yaygın, vatandaş belli bir konudaki görüşünü imza kampanyasıyla belirtmeye alıştı ama bu kampanya çok farklı. Bizim kampanyamız bir seferlik bir iş değil, internet üzerinden devam edecek ve en az bir yıl sürecek. Eğer talep devam ederse ve önemli rakamlara ulaşılırsa daha da uzatacağız. Bu kampanyanın özelliği şu: Yaptığımız metinden de anlaşılacağı gibi bu tamamen kişisel bir duruştur. Burada kişilerin kendi adlarına özür dilemeleri söz konusu. Neden özür diliyorlar diye soracak olursanız, 1915 olaylarının üzerinden neredeyse 100 yıl geçmiş... Üstü örtülmüş, resmi ideoloji kendine göre bir tanım yapmış ve vatandaşa da eğitim sistemiyle bir o mesajı vermiş. Bu konu Türkiyede ancak bu kadar, bu haliyle biliniyor. Tek taraflı tarih yazılımı söz konusu. Kampanya biraz da bu eksikliği dile getiriyor. Yani bu mesele 1915ten beri konuşulmadı. Konuşulmadığı gibi, bunun acısını çekmiş olan insanlar da acılarını kalplerine gömdüler. Ve bu konuda hiçbir duygudaşlık, hiçbir empati olmadı. Tabii isyan ettirici bir şey. Toplanacak imzalar bir yere gönderilmeyecek. Kimseden bir şey istendiği yok, bireylerin ruh halleri dile getirilecek. Başka bir amaç yok.
Tarih yazıcılığına soyunduğumuza ilişkin bazı eleştiriler gelecektir. Tarih dendiği zaman belli bir tarih kastediliyor, devletin dilindeki tarih... Bizim derdimiz devletle değil, bu meselenin şahıslar, bireyler seviyesinde bir muamma olarak kamış olmasında. Burada muazzam, derin bir bilgi eksikliği var. Bunun tarih yazmayla ilgisi yok ve bu bilgi eksikliğinin getirdiği katı tutumlar var. Her şeyin ötesinde burada bir acı yaşanmış. Bu acıyı Ermeniler ve diğerleri de yaşamış. Çok derin bir acı ve kimse çıkıp Çok yazık oldu diyemiyor. Biz özür dilemesini bilen bir millet de değiliz. Metinde seçilen sözcükler nelerdir? Vicdan, acı, paylaşım ve duygudaşlık. Burada gerçekten bireyin duygusu söz konusudur. Bunun ötesinde isteyen istediği manayı çıkartabilir.
BÜYÜK FELAKET SOYKIRIMLA AYNI DEĞİL
Metinde geçen Büyük felaket terimi, Ermenilerin kendi kullandıkları terimdir. Bu soykırımdan tamamen farklıdır, soykırım 1948den sonra geliştirilmiş bir kavram. 1915te böyle bir kavram yoktu. Ancak burada asıl vurgulanması gereken, Türkiyede yaşayanların, birey olarak bu mesele hakkına bir hissiyat bildirmeleridir. Geçmişte ne oldu tartışması benim için şu demek: Bir şeyler oldu, sonucunda Ermeniler artık yok ama Türkler ve Kürtler hâlâ orada oturuyor.
 |
|
Ali Bayramoğlu:
BU SADECE TARİHÇİLERİN İŞİ DEĞİL
Kampanya birkaç yıldır oluşturulan fikrin sonucu. Bu ülkede yaşayan bireyler olarak tarih karşısındaki sorumluluk duygumuzun, belleğimizin ve kimliğimizin olgunlaşması için ortaya atılmış bir fikir. Cengiz Aktar ortaya koydu; sonra ben, Ahmet İnsel ve Baskın Oran ilgilendik ve karar verdik: Bu kampanyanın oluşması politik gelişmelerden bağımsızdır ve bireysel bir girişim olarak düşülmelidir. Metin bir yıl internette kalacak. Özür dilemek isteyen herkesin katılımını bekliyoruz.
Kampanyayla sıradan vatandaşa tarih yaptırmıyoruz; bu iş yalnızca tarihçilerin işi değil. Tarih ideolojik bir bakış açısıdır, bugünden geçmişe bakıştır. Bireyseniz, bu ülkede yaşıyorsanız ve bu ülkede yaşananlar hakkında fikriniz varsa bu fikirden hareketle herhangi bir eylem yapabilirsiniz. Bunun altını çiziyoruz. Metnin herhangi bir şekilde devletin tarihsel bakışı ya da tarihçilerin tartışması gibi bir durumun içerisinde yer almasını istemiyoruz.
METİNDE YAZAN ASLINDA İMZALAYANIN YORUMUDUR
Şunu da belirtmek istiyorum: Metne anlamı, katılanlar imza atarken kendileri verecekler. Metin son derece geniş bir spektrumdur, son derece geniş bir çerçevede yazılmıştır. Kim ne anlıyorsa, kim içinde olmak istiyorsa metni öyle algılayacaktır. Ben birey olarak sorumluluk hissediyorsam, kendi payıma düşen bir duygu ifade ediyorsam bunu imzalarım. İsteyen bilgisiyle katılacak, isteyen katılmayacak.
POLİTİK GELİŞMELERLE KAMPANYANIN İLİŞKİSİ YOK
Kampanya ile Fransa parlamentosundaki son gelişmeleri, Türkiye açısından olumlu olarak değerlendiriyorum. Zaten bunun bu şekilde olmasını da bekliyorduk. Çünkü Fransada iki meclis var. Senatodan meclise, yani parlamentoya, milletvekillerinin önüne gelmesi çok düşük bir ihtimaldi. Bu tür ilişkiler daha çok uluslararası ilişkiler çerçevesinde düşünülmelidir. İmza metni ile bunun arasında paralellikler kurmanın anlamını yok. Bu tür konuların birden fazla fazla boyutu var. Tarihsel, vicdan ve makro politik yani ülkeler arasındaki ilişkiler çerçevesinde boyutları. Bir de milliyetçilik boyutu vardır. Bunları birbirinden ayırmazsak bir yere varamayız. Dolayısıyla bu konuyla Fransadaki gelişmelerle birleştirmek çok da doğru değil.
Ahmet İnsel:
KİMİN SUÇLANACAĞI ERMENİLERİN SORUNU
Amacımız Türkiyede yaşayanlar olarak burada geçmişte yaşamış, büyük acılar, sıkıntılar çekmiş ve bu acılarını dile getirmekte zorluk çeken Ermeni kardeşlerimize bu acıları paylaştığımız söylemek ve yaşadıkları acılar nedeniyle vicdani borcumuzu özür dileyerek ifade etmek. Bu bir bireysel girişim, Türkiyede yaşayan insanların bu toprakların ortak tarihinde yaşanmışlar üzerinden bir vicdan borcu olarak tasarlıyoruz.
BİLGİLERİMİZ ÇOK SINIRLI
Duyarsızlığın esas nedeni önemli ölçüde bir bilgisizlikten kaynaklanıyor. Bilgilerimiz çok sınırlı... On yıllarca böyle ağır yaşanmış vakaların olmadığı kuşaklar olarak yetiştik. Halbuki buradan gitmiş olan Ermeniler yaşananları çok canlı olarak gündemde tutmuşlardı, hatta Diaspora bunu bir tür kimlik konusu haline getirmişti. Bununla yüzleşilmesi, yaşanmış olan sorunların, acıların dile getirilmesi, bunların üstünün örtülmemesi ve burada yaşamış olan yüzbinlerce Osmanlı Ermenisinin, komşularımız olan, ortak köylerde yaşadığımız Ermenilerin bu topraklardan gitmek zorunda kalmış olmalarını dile getiren, bu acıyı dile getiren bir girişim yaptığımız.
Böyle bir inkar aynı zamanda vicdani anlamda adaletsizliktir. Tarihte adalet sadece mahkemelerde yoluyla değil, insanların kendi insani vicdanlarıyla hareket ederek söyledikleri veya yaptıklarıyla da oluşur. Ben komşumun bana yaptığı bir haksızlıkta illa mahkemeye giderek çözmek zorunda olmam, komşumun benden özür dilemesi yeterli olabilir. İnsani ilişkilerde diğerlerinin acılarını paylaşmaları, diğerlerinin acılarıyla bir ortaklık oluşturabilmeleri insanlığın en önemli özelliklerindendir. Diğerkamlığın insanlığın en önemli özelliklerinden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar herhangi insanlar değil... ABDdeki Kızılderililerin yaşadıklarıyla ilgili benim hissettiğim üzüntü bir uzaktan paylaşımdır ama Türkiyede yaşamış olan insanların ve ben burada yaşamaya devam ediyorsam onların maruz kaldıkları, büyük felaket olarak tanımladıkları olayların acısını paylaşmak vicdani adaletin tesis edilmesini sağlamaya çalışmaktır.
DEVLET POLİTİKASIYLA UYUŞMAMAK BİZİ İLGİLENDİRMİYOR
Bireysel olarak böyle bir hakkın olmadığına kimse karar veremez. Buna bireyler kendileri karar verir. En azından vicdani olarak sorumluluk duydukları için özür dilemek sadece bireysel bir girişimdir. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının devlet politikalarını desteklemek, onların uygulayıcıları olmak yükümlülükleri yoktur. 1948 BM sözleşmesinde geçen soykırım maddesinin onaylanması değildir. İsteyen özür diler veya dilemez, kimse kimseye bunun için hesap sorma hakkına sahip değildir. Türkiyede yurttaşlar olarak neyin ne zaman yapılacağı konusunda kendimizin de karar verme sahip olduğumuz bir toplum olma yolundayız. Yurttaşların kendi girişimleri olduğu zaman kimse kalkıp da burada devletin şunu yapsın bunu yapsın diye talebini dile getirmiyor, sadece vicdani bir rahatsızlığı dile getirmeyi önerdik. Bunun devlet politikasıyla uyuşup uyuşmadığı bizim ilgi alanımızda değil. Devlet politikasıyla uyuşmayan bir dizi eylemi yapabiliriz, devlet kendi politikasını yürütür. Ayrı fikirler, ayrı girişimler bir toplumun için yanyana bulunurlar, demokrasinin olmazsa olmaz kuralıdır bu.
KİMİN SUÇLANACAĞI DA ERMENİLERİN SORUNUDUR
Ermenilerin suçlamaları Türk ulusuna mı, Türkiye Cumhuriyeti devletine mi, Osmanlı devletine mi yönelttiklerini bile bilmiyoruz, tartışmıyoruz. Bir fantezi aleminde korkularımızdan kendi kafamızda büyüttüğümüz sorunlarla da kendi kendimizi kısıtlıyoruz. Ermenilerin kimi suçladığı beni ilgilendirmiyor, o Ermenilerin sorunudur. Bütün yurttaşlar bizimle aynı tavrı alması gereklidir, almayanlar şöyledir böyledir deme hakkına da sahip olmayan birisi olarak bireysel bir tavrı dile getiriyorum. Ben Türk ulusu adına özür dileme girişimi altına imza atmadım, sadece bir kişi olarak imza attım. Yanında da belki 100 kişi, 1000 kişi olacak. Biz vicdani bir rahatsızlığı dile getirmek istiyoruz. Bunun üzerindeki yasak örtüsünün, inkar girişiminin, inkar baskısının, sadece reel devlet politikalarına sıkışmış olmanın getirdiği sıkıntıları aşmak amacındayız.
HİÇBİR STRATEJİNİN PARÇASI DEĞİLİZ
Başkaları bilmiyor, ben biliyorum yetkisiyle ortaya çıkmış değilim. Bildiklerimden, okuduklarımdan, son 15-20 yıldaki yayınlardan edindiğim büyük felaket olarak tanımlanan bir olgu var. Bu olgu karşılıklı çatışmalara indirgenmeyecek bir girişimin sonunda ortaya çıkmış. Elbette Türkiyedeki Ermeni çetelerinin Müslümanlara yönelik katliamlar, Balkanlardaki Müslüman ve Türklerin yaşadıkları katliamları reddetmek anlamına gelmiyor bu tavır. Sadece ve sadece burada yaşamış, Osmanlı sayımlarına göre 1 milyon nüfusun üzerinde geriye bu kadar kaldı ve kalanlar buradan gönüllü oılarak gitmediler. Buradan gitmek zorunda kaldılar, bir kısmı öldürüldü, bir kısmı sürüldü, bir kısmı Türkiyeden kaçmak zorunda kaldı. Bu topraklardaki izlerinin silinmesine çalışıldı. Ben vicdani olarak özür dilemem gerektiğini düşünüyorum, gerek duymayanlara da siz vicdan taşımıyorsunuz şeklinde suçlama yetkisine elbette sahip değilim. Hiçbir uluslararası stratejinin ve girişimin parçası olmak amacıyla hareket etmediğimizin bilinmesini istiyoruz.
Faruk Loğoğlu:
GİRİŞİM ESAS YÖNÜNDEN YANLIŞ
Girişimi esas yönünden yanlış, zamanlama yönünden de talihsiz buluyorum. Böyle bir kampanyanın hem Türkiye hem de Ermeni tarafına faydadan çok zarar getirebileceğini düşünüyorum. Burada bir takım ince ayrımlar yapmak gerekiyor. Elbette saygın bilim adamlarımız, düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde geçmişteki olayları istedikleri gibi yorumlama hakkına sahiptirler. Tabii ki, bu birkaç cümlelik açıklamada yer alan sonuçlara hangi araştırmalar neticesinde, hangi belgeler ışığında vardıklarını kamuoyuyla paylaşmak durumundadırlar.
ÖZÜR DİLEMEYE HAKLARI YOK
Ancak ifade ve düşünce özgürlüğünün bittiği bir nokta vardır: Özür dileme keyfiyeti. Ben bu hakka, bu kampanyaya katılacak insanların hakları olmadığını düşünüyorum. 1948 Birleşmiş Milletler soykırım sözleşmesi bu suçu kişilerin işleyebileceğini ve işleyenin cezalandırılabileceğini öngörür. Ermeni iddialarıyla ilgili mahkum edilmiş hiç kimse yok iken böyle bir özür dileme, faili belli olmayan bir suç için başkalarının özür dilemesi bana pek doğru gelmiyor. Kaldı ki, Ermeni tarafı bu suçu bütün Türk ulusuna yükler. Bazı aydınlarımız kendilerini Türk toplumunun büyük çoğunluğundan ayırarak özür dileme ayrıcalığına sahip midirler? Fakat diyelim ki, bunu BM soykırım sözleşmesinin hükümlerine dayanarak böyle bir sonucu varmadılar, bunu insani mülahazalara dayanarak yapıyorlar. Elbette her iki tarafta da diğer tarafın acılarını paylaşan insanlar var, şahsen Washingtonda büyükelçilik görevini yürütürken yazdığım yazılarda belirttim. Bir özür dilenecekse bunun her halükarda karşılıklı olması gerekiyor, iki tarafta da büyük felaketler yaşanmış ve iki tarafın da birbirine vicdan borcu var.
ZAMANLAMA TALİHSİZ
Girişimi zamanlama açısından da talihsiz buldum. Obamanın başkan seçilmesinden sonra birçok aydınımız Türkiyenin 24 Nisandan önce bir takım adımlar atmasını aksi halde yeni ABD yönetiminin soykırım iddialarını kabul edebileceğini, eğer bu adımları atarsak bunu geciktirebileceğimizi iddia ediyorlar. Bu girişim, sadece Obamaya değil diğer ülkelerde de Ermeni iddialarına destek veren çevrelere de teşvik unsuru olarak etki yapacaktır. Diyecekler ki: Bakın Türkiyede bu işi sahiplenen insanlar var, Türkiyenin gocunacak bir tarafı kalmadı. Bu konudaki görüşlerimizi daha cesur bir şekilde, daha net bir şekilde belirtelim.
İKİ TARAFA DA ZARAR VEREBİLİR
Cumhurbaşkanımız Sayın Gülün Erivan ziyaretininin ardından iki ülke arasında oldukça yumuşak bir ortam oluştu. Yüksek seviyede temaslar sürüyor, Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları iki kez bir araya geldiler. Bu sürecin devam etmesi gerektiğine dair karşılıklı irade var. Böyle bir ortamda eğer bu kampanya ister ABDde ister başka ülkelerde olsun Ermeni iddialarına destek verilmesini teşvik edici bir rol oynadığı takdirde Türkiye tekrar kabuğuna çekilecektir, tekrar sertleşecektir. Türkiye ve Ermenistan arasındaki yumuşama süreci, diyalog ve görüşme süreci de herhalde sona erecektir.