Özür dilemek... Neye yarar, neyi bozar?
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Ergenekon Davası
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye

Özür dilemek... Neye yarar, neyi bozar?

1915 Ermeni tehcirinde yaşananlar aydınların imza kampanyasıyla yeniden gündeme taşındı. Kampanyanın öncülerinden Prof. İnsel, “Sadece vicdani rahatsızlığımızı dile getirdik” derken, Loğoğlu’na göre iki ülke arasındaki yumuşama süreci uzun sürmeyecek.


 DİĞER HABERLER

  GÜNCEL - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 23:34 TSİ 04 Aralık 2008 Perşembe

İSTANBUL - Prof. Ahmet İnsel, Prof. Baskın Oran, Dr. Cengiz Aktar ve Gazeteci-Yazar Ali Bayramoğlu’nun öncülüğünde başlatılan kampanyada, Ermenilerin ‘Medz Yeğen’ yani ‘Büyük Felaket’ diye tanımladıkları 1915 Ermeni tehcirinde yaşananlar nedeniyle vicdanı sorumluluk duyanların imzalamaları için bir metin hazırlandı. NTV ve NTVMSNBC’ye konuşan kampanyanın mimarları, bunun kişisel ve vicdani bir kampanya olduğunu, tarih yapmak ya da yorumlamak gibi bir iddialarının olmadığını söylediler.
Haberin devamı

METİN NE DİYOR
Üzerinde mutabık kalınan ve yılbaşından itibaren imzaya açılacak olan metinde şunlar yazıyor:
“1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım Kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyorum, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”

Prof. Dr. Baskın Oran:
TARTIŞMALI OLAN TEHCİR DEĞİL SOYKIRIM

Bu kampanyayla biz insanı hedef alıyoruz. Bunu vicdanında hisseden imzalar, bunu vicdanında hissetmeyen imzalamaz. Bu konuda herkes istediği eleştiriyi yapar. Ama bunun eleştirilecek bir tarafı yok. Anadolu’da yaklaşık 1,8 milyon Ermeni vardı. Bugün 60 bin kaldı. Bu insanlar buharlaşmadılar herhalde. Dolayısıyla burada bir büyük felaket yaşandı. Tartışma konusu bu değil. Bunu kimse reddedemez. Bu konuda tartışma bu bir jenosit (soykırım) mıydı, değil miydi? Dördümüzden hiçbiri jenosit kelimesini kullanmıyor. Çünkü jenosit hukuki bir tabirdir. Oysa Ermeliler tarafından bu siyasi anlamda kullanılıyor. İkinci olarak, jenositin Avrupa’daki anlamı başka, Türkiye’deki anlamı başka. Türkiye’de jenosit yalnızca Yahudi jenositini anlatmak için kullanılır. Bu olaylara jenosit demenin hem bilimsel olarak, hem de siyaseten yanlış olduğu kanısındayım. Tartışma konusu budur, başka bir şey değil. 1 milyon 750 bin Ermeni’nin buharlaşmış olmasını nasıl izah edeceğiz? Bu adamalar Almanya’ya çalışmaya mı gitti? Tartışma orada değil. Tartışma jenosit kelimesinde.

Biz bir inancımızı belirtiyoruz. Biz yaklaşık 100 yıl gecikmiş bir özrü dile getiriyoruz. Artık devlet bunu nasıl yorumlar, bu devletin bileceği iştir. Biz insan olarak görevimizi yaptık. Ben Osmanlı Dönemi’nde yapılan bir olaydan sorumlu değilim. Fakat yaklaşık 85 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nde, Türkiye Devleti’nde bunun inkâr edilmesinden ve ayrıca bunun gizlenmesinden sorumluyum. Ben bu sorumluluğumu özür dileyerek idrak ediyorum.

TARİHÇİLER VE VİCDAN SAHİPLERİ TARTIŞACAK
Fransız tarihçilerinin başlattığı ve bundan birkaç gün önce Le Monde’da tam sayfa çıkan bildiriyi ben de imzaladım. Devletlerin bu işe kalkıp da olmuştur ya da olmamıştır deyip ahkâm kesmeleri bizi ilgilendirmez. Bu tartışmalar engellenemez, bu tartışmalar tarihçiler arasında ve vicdan sahipleri arasında yapılacaktır, yapılmalıdır. Bu olmuştur diyeni cezalandırmak veya Fransa’da olduğu gibi şu olmamıştır diyeni cezalandırmak bilimsel ve insani cinayettir. İkisi de aynı derecede ağır, vicdani suçtur. Onun için ben bu bildiriyi de Fransa’daki bildiriyi de imzaladım.



Dr. Cengiz Aktar:
KAMPANYA DUYGULARA TERCÜMAN OLMAK İÇİN

Türkiye’de imza kampanyaları çok yaygın, vatandaş belli bir konudaki görüşünü imza kampanyasıyla belirtmeye alıştı ama bu kampanya çok farklı. Bizim kampanyamız bir seferlik bir iş değil, internet üzerinden devam edecek ve en az bir yıl sürecek. Eğer talep devam ederse ve önemli rakamlara ulaşılırsa daha da uzatacağız. Bu kampanyanın özelliği şu: Yaptığımız metinden de anlaşılacağı gibi bu tamamen kişisel bir duruştur. Burada kişilerin kendi adlarına özür dilemeleri söz konusu. Neden özür diliyorlar diye soracak olursanız, 1915 olaylarının üzerinden neredeyse 100 yıl geçmiş... Üstü örtülmüş, resmi ideoloji kendine göre bir tanım yapmış ve vatandaşa da eğitim sistemiyle bir o mesajı vermiş. Bu konu Türkiye’de ancak bu kadar, bu haliyle biliniyor. Tek taraflı tarih yazılımı söz konusu. Kampanya biraz da bu eksikliği dile getiriyor. Yani bu mesele 1915’ten beri konuşulmadı. Konuşulmadığı gibi, bunun acısını çekmiş olan insanlar da acılarını kalplerine gömdüler. Ve bu konuda hiçbir duygudaşlık, hiçbir empati olmadı. Tabii isyan ettirici bir şey. Toplanacak imzalar bir yere gönderilmeyecek. Kimseden bir şey istendiği yok, bireylerin ruh halleri dile getirilecek. Başka bir amaç yok.

Tarih yazıcılığına soyunduğumuza ilişkin bazı eleştiriler gelecektir. Tarih dendiği zaman belli bir tarih kastediliyor, devletin dilindeki tarih... Bizim derdimiz devletle değil, bu meselenin şahıslar, bireyler seviyesinde bir muamma olarak kamış olmasında. Burada muazzam, derin bir bilgi eksikliği var. Bunun tarih yazmayla ilgisi yok ve bu bilgi eksikliğinin getirdiği katı tutumlar var. Her şeyin ötesinde burada bir acı yaşanmış. Bu acıyı Ermeniler ve diğerleri de yaşamış. Çok derin bir acı ve kimse çıkıp “Çok yazık oldu” diyemiyor. Biz özür dilemesini bilen bir millet de değiliz. Metinde seçilen sözcükler nelerdir? Vicdan, acı, paylaşım ve duygudaşlık. Burada gerçekten bireyin duygusu söz konusudur. Bunun ötesinde isteyen istediği manayı çıkartabilir.

BÜYÜK FELAKET SOYKIRIMLA AYNI DEĞİL

Metinde geçen ‘Büyük felaket’ terimi, Ermenilerin kendi kullandıkları terimdir. Bu soykırımdan tamamen farklıdır, soykırım 1948’den sonra geliştirilmiş bir kavram. 1915’te böyle bir kavram yoktu. Ancak burada asıl vurgulanması gereken, Türkiye’de yaşayanların, birey olarak bu mesele hakkına bir hissiyat bildirmeleridir. Geçmişte ne oldu tartışması benim için şu demek: Bir şeyler oldu, sonucunda Ermeniler artık yok ama Türkler ve Kürtler hâlâ orada oturuyor.



Ali Bayramoğlu:
BU SADECE TARİHÇİLERİN İŞİ DEĞİL

Kampanya birkaç yıldır oluşturulan fikrin sonucu. Bu ülkede yaşayan bireyler olarak tarih karşısındaki sorumluluk duygumuzun, belleğimizin ve kimliğimizin olgunlaşması için ortaya atılmış bir fikir. Cengiz Aktar ortaya koydu; sonra ben, Ahmet İnsel ve Baskın Oran ilgilendik ve karar verdik: Bu kampanyanın oluşması politik gelişmelerden bağımsızdır ve bireysel bir girişim olarak düşülmelidir. Metin bir yıl internette kalacak. Özür dilemek isteyen herkesin katılımını bekliyoruz.

Kampanyayla sıradan vatandaşa tarih yaptırmıyoruz; bu iş yalnızca tarihçilerin işi değil. Tarih ideolojik bir bakış açısıdır, bugünden geçmişe bakıştır. Bireyseniz, bu ülkede yaşıyorsanız ve bu ülkede yaşananlar hakkında fikriniz varsa bu fikirden hareketle herhangi bir eylem yapabilirsiniz. Bunun altını çiziyoruz. Metnin herhangi bir şekilde devletin tarihsel bakışı ya da tarihçilerin tartışması gibi bir durumun içerisinde yer almasını istemiyoruz.

METİNDE YAZAN ASLINDA İMZALAYANIN YORUMUDUR
Şunu da belirtmek istiyorum: Metne anlamı, katılanlar imza atarken kendileri verecekler. Metin son derece geniş bir spektrumdur, son derece geniş bir çerçevede yazılmıştır. Kim ne anlıyorsa, kim içinde olmak istiyorsa metni öyle algılayacaktır. Ben birey olarak sorumluluk hissediyorsam, kendi payıma düşen bir duygu ifade ediyorsam bunu imzalarım. İsteyen bilgisiyle katılacak, isteyen katılmayacak.

POLİTİK GELİŞMELERLE KAMPANYANIN İLİŞKİSİ YOK
Kampanya ile Fransa parlamentosundaki son gelişmeleri, Türkiye açısından olumlu olarak değerlendiriyorum. Zaten bunun bu şekilde olmasını da bekliyorduk. Çünkü Fransa’da iki meclis var. Senatodan meclise, yani parlamentoya, milletvekillerinin önüne gelmesi çok düşük bir ihtimaldi. Bu tür ilişkiler daha çok uluslararası ilişkiler çerçevesinde düşünülmelidir. İmza metni ile bunun arasında paralellikler kurmanın anlamını yok. Bu tür konuların birden fazla fazla boyutu var. Tarihsel, vicdan ve makro politik yani ülkeler arasındaki ilişkiler çerçevesinde boyutları. Bir de milliyetçilik boyutu vardır. Bunları birbirinden ayırmazsak bir yere varamayız. Dolayısıyla bu konuyla Fransa’daki gelişmelerle birleştirmek çok da doğru değil.

Ahmet İnsel:
KİMİN SUÇLANACAĞI ERMENİLERİN SORUNU
Amacımız Türkiye’de yaşayanlar olarak burada geçmişte yaşamış, büyük acılar, sıkıntılar çekmiş ve bu acılarını dile getirmekte zorluk çeken Ermeni kardeşlerimize bu acıları paylaştığımız söylemek ve yaşadıkları acılar nedeniyle vicdani borcumuzu özür dileyerek ifade etmek. Bu bir bireysel girişim, Türkiye’de yaşayan insanların bu toprakların ortak tarihinde yaşanmışlar üzerinden bir vicdan borcu olarak tasarlıyoruz.

BİLGİLERİMİZ ÇOK SINIRLI
Duyarsızlığın esas nedeni önemli ölçüde bir bilgisizlikten kaynaklanıyor. Bilgilerimiz çok sınırlı... On yıllarca böyle ağır yaşanmış vakaların olmadığı kuşaklar olarak yetiştik. Halbuki buradan gitmiş olan Ermeniler yaşananları çok canlı olarak gündemde tutmuşlardı, hatta Diaspora bunu bir tür kimlik konusu haline getirmişti. Bununla yüzleşilmesi, yaşanmış olan sorunların, acıların dile getirilmesi, bunların üstünün örtülmemesi ve burada yaşamış olan yüzbinlerce Osmanlı Ermenisinin, komşularımız olan, ortak köylerde yaşadığımız Ermenilerin bu topraklardan gitmek zorunda kalmış olmalarını dile getiren, bu acıyı dile getiren bir girişim yaptığımız.

Böyle bir inkar aynı zamanda vicdani anlamda adaletsizliktir. Tarihte adalet sadece mahkemelerde yoluyla değil, insanların kendi insani vicdanlarıyla hareket ederek söyledikleri veya yaptıklarıyla da oluşur. Ben komşumun bana yaptığı bir haksızlıkta illa mahkemeye giderek çözmek zorunda olmam, komşumun benden özür dilemesi yeterli olabilir. İnsani ilişkilerde diğerlerinin acılarını paylaşmaları, diğerlerinin acılarıyla bir ortaklık oluşturabilmeleri insanlığın en önemli özelliklerindendir. Diğerkamlığın insanlığın en önemli özelliklerinden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar herhangi insanlar değil... ABD’deki Kızılderililerin yaşadıklarıyla ilgili benim hissettiğim üzüntü bir uzaktan paylaşımdır ama Türkiye’de yaşamış olan insanların ve ben burada yaşamaya devam ediyorsam onların maruz kaldıkları, büyük felaket olarak tanımladıkları olayların acısını paylaşmak vicdani adaletin tesis edilmesini sağlamaya çalışmaktır.

DEVLET POLİTİKASIYLA UYUŞMAMAK BİZİ İLGİLENDİRMİYOR
Bireysel olarak böyle bir hakkın olmadığına kimse karar veremez. Buna bireyler kendileri karar verir. En azından vicdani olarak sorumluluk duydukları için özür dilemek sadece bireysel bir girişimdir. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının devlet politikalarını desteklemek, onların uygulayıcıları olmak yükümlülükleri yoktur. 1948 BM sözleşmesinde geçen soykırım maddesinin onaylanması değildir. İsteyen özür diler veya dilemez, kimse kimseye bunun için hesap sorma hakkına sahip değildir. Türkiye’de yurttaşlar olarak neyin ne zaman yapılacağı konusunda kendimizin de karar verme sahip olduğumuz bir toplum olma yolundayız. Yurttaşların kendi girişimleri olduğu zaman kimse kalkıp da burada devletin şunu yapsın bunu yapsın diye talebini dile getirmiyor, sadece vicdani bir rahatsızlığı dile getirmeyi önerdik. Bunun devlet politikasıyla uyuşup uyuşmadığı bizim ilgi alanımızda değil. Devlet politikasıyla uyuşmayan bir dizi eylemi yapabiliriz, devlet kendi politikasını yürütür. Ayrı fikirler, ayrı girişimler bir toplumun için yanyana bulunurlar, demokrasinin olmazsa olmaz kuralıdır bu.

KİMİN SUÇLANACAĞI DA ERMENİLERİN SORUNUDUR
Ermenilerin suçlamaları Türk ulusuna mı, Türkiye Cumhuriyeti devletine mi, Osmanlı devletine mi yönelttiklerini bile bilmiyoruz, tartışmıyoruz. Bir fantezi aleminde korkularımızdan kendi kafamızda büyüttüğümüz sorunlarla da kendi kendimizi kısıtlıyoruz. Ermenilerin kimi suçladığı beni ilgilendirmiyor, o Ermenilerin sorunudur. Bütün yurttaşlar bizimle aynı tavrı alması gereklidir, almayanlar şöyledir böyledir deme hakkına da sahip olmayan birisi olarak bireysel bir tavrı dile getiriyorum. Ben Türk ulusu adına özür dileme girişimi altına imza atmadım, sadece bir kişi olarak imza attım. Yanında da belki 100 kişi, 1000 kişi olacak. Biz vicdani bir rahatsızlığı dile getirmek istiyoruz. Bunun üzerindeki yasak örtüsünün, inkar girişiminin, inkar baskısının, sadece reel devlet politikalarına sıkışmış olmanın getirdiği sıkıntıları aşmak amacındayız.

HİÇBİR STRATEJİNİN PARÇASI DEĞİLİZ
Başkaları bilmiyor, ben biliyorum yetkisiyle ortaya çıkmış değilim. Bildiklerimden, okuduklarımdan, son 15-20 yıldaki yayınlardan edindiğim büyük felaket olarak tanımlanan bir olgu var. Bu olgu karşılıklı çatışmalara indirgenmeyecek bir girişimin sonunda ortaya çıkmış. Elbette Türkiye’deki Ermeni çetelerinin Müslümanlara yönelik katliamlar, Balkanlar’daki Müslüman ve Türklerin yaşadıkları katliamları reddetmek anlamına gelmiyor bu tavır. Sadece ve sadece burada yaşamış, Osmanlı sayımlarına göre 1 milyon nüfusun üzerinde geriye bu kadar kaldı ve kalanlar buradan gönüllü oılarak gitmediler. Buradan gitmek zorunda kaldılar, bir kısmı öldürüldü, bir kısmı sürüldü, bir kısmı Türkiye’den kaçmak zorunda kaldı. Bu topraklardaki izlerinin silinmesine çalışıldı. Ben vicdani olarak özür dilemem gerektiğini düşünüyorum, gerek duymayanlara da ‘siz vicdan taşımıyorsunuz’ şeklinde suçlama yetkisine elbette sahip değilim. Hiçbir uluslararası stratejinin ve girişimin parçası olmak amacıyla hareket etmediğimizin bilinmesini istiyoruz.

Faruk Loğoğlu:
GİRİŞİM ESAS YÖNÜNDEN YANLIŞ

Girişimi esas yönünden yanlış, zamanlama yönünden de talihsiz buluyorum. Böyle bir kampanyanın hem Türkiye hem de Ermeni tarafına faydadan çok zarar getirebileceğini düşünüyorum. Burada bir takım ince ayrımlar yapmak gerekiyor. Elbette saygın bilim adamlarımız, düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde geçmişteki olayları istedikleri gibi yorumlama hakkına sahiptirler. Tabii ki, bu birkaç cümlelik açıklamada yer alan sonuçlara hangi araştırmalar neticesinde, hangi belgeler ışığında vardıklarını kamuoyuyla paylaşmak durumundadırlar.

ÖZÜR DİLEMEYE HAKLARI YOK
Ancak ifade ve düşünce özgürlüğünün bittiği bir nokta vardır: Özür dileme keyfiyeti. Ben bu hakka, bu kampanyaya katılacak insanların hakları olmadığını düşünüyorum. 1948 Birleşmiş Milletler soykırım sözleşmesi bu suçu kişilerin işleyebileceğini ve işleyenin cezalandırılabileceğini öngörür. Ermeni iddialarıyla ilgili mahkum edilmiş hiç kimse yok iken böyle bir özür dileme, faili belli olmayan bir suç için başkalarının özür dilemesi bana pek doğru gelmiyor. Kaldı ki, Ermeni tarafı bu suçu bütün Türk ulusuna yükler. Bazı aydınlarımız kendilerini Türk toplumunun büyük çoğunluğundan ayırarak özür dileme ayrıcalığına sahip midirler? Fakat diyelim ki, bunu BM soykırım sözleşmesinin hükümlerine dayanarak böyle bir sonucu varmadılar, bunu insani mülahazalara dayanarak yapıyorlar. Elbette her iki tarafta da diğer tarafın acılarını paylaşan insanlar var, şahsen Washington’da büyükelçilik görevini yürütürken yazdığım yazılarda belirttim. Bir özür dilenecekse bunun her halükarda karşılıklı olması gerekiyor, iki tarafta da büyük felaketler yaşanmış ve iki tarafın da birbirine vicdan borcu var.

ZAMANLAMA TALİHSİZ
Girişimi zamanlama açısından da talihsiz buldum. Obama’nın başkan seçilmesinden sonra birçok aydınımız Türkiye’nin 24 Nisan’dan önce bir takım adımlar atmasını aksi halde yeni ABD yönetiminin soykırım iddialarını kabul edebileceğini, eğer bu adımları atarsak bunu geciktirebileceğimizi iddia ediyorlar. Bu girişim, sadece Obama’ya değil diğer ülkelerde de Ermeni iddialarına destek veren çevrelere de teşvik unsuru olarak etki yapacaktır. Diyecekler ki: ‘Bakın Türkiye’de bu işi sahiplenen insanlar var, Türkiye’nin gocunacak bir tarafı kalmadı. Bu konudaki görüşlerimizi daha cesur bir şekilde, daha net bir şekilde belirtelim.’

İKİ TARAFA DA ZARAR VEREBİLİR
Cumhurbaşkanımız Sayın Gül’ün Erivan ziyaretininin ardından iki ülke arasında oldukça yumuşak bir ortam oluştu. Yüksek seviyede temaslar sürüyor, Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları iki kez bir araya geldiler. Bu sürecin devam etmesi gerektiğine dair karşılıklı irade var. Böyle bir ortamda eğer bu kampanya ister ABD’de ister başka ülkelerde olsun Ermeni iddialarına destek verilmesini teşvik edici bir rol oynadığı takdirde Türkiye tekrar kabuğuna çekilecektir, tekrar sertleşecektir. Türkiye ve Ermenistan arasındaki yumuşama süreci, diyalog ve görüşme süreci de herhalde sona erecektir.

 
NTV Haber paketine abone olmak için tıklayın

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları