İslamın karalayıcı saldırılara, iftira ve saptırmalara maruz kaldığı yönündeki yaygın kanaat doğru. Fakat İslamın maruz kaldığı en kötü saldırı, bazı evlatlarının eli, dili ve kalemleriyle geliyor.
BEYRUT - İslam dünyasında, İslamın karalayıcı saldırılara, iftira ve saptırmalara maruz kaldığı yönünde yaygın bir kanaat var. Bu kanaat doğru. Fakat hali hazırda İslamın maruz kaldığı en kötü saldırı, bazı evlatlarının eli, dili ve kalemleriyle geliyor. Bu son cümle tuhaf görülebilir. Fakat büyük dini mercilerden çıkan bazı fetvaları incelersek, bu tuhaflık ortadan kalkar.
Örneğin Yusuf El Karadavi gibi saygın bir alim, Şiileri düşmanlık ve tekfir (kafirlikle suçlama) derecesinde eleştirdiği görüşleriyle bizi şaşırttı. Oysa Müslüman alimler, iki yıl önce Ammanda yapılan bir toplantıda farklı İslam mezhepleri arasında tekfiri yasaklayan bir belgeyi kabul etmişlerdi.
ISLAH ÖLDÜREREK YAPILIR MI? Bu belge bir yana, Müslüman bir alimin diğer bir Müslüman grubu tekfir etmeye cesaret etmesi anlaşılır gibi değil. Sırf şu veya bu partiyi desteklediği, şu veya bu devlete sıcak baktığı için bir grup nasıl tekfir edilebilir? Dinin inanç veya inkar bakımından siyasi içtihatla veya kimlikle ilişkisi nedir?
Sonra bir başka büyük din alimi, Suudi ArabistanYargı Yüksek Konseyi Başkanı Salih El Lihedan, insanlar arasında bozulmayı ve rezilliği pohpohlayan uydu kanallarının sahiplerinin öldürülmesini mübah sayan, hatta bunun için çağrı yapan bir fetva yayınladı.
Hiç kimse, din adamlarının bu türden programların genel ahlak, sosyal ve dini istikrar üzerindeki tehlikesine dikkat çekme ve toplumu uyarma haklarını, hatta yükümlülüklerini inkar etmiyor.
Fakat ıslah öldürerek yapılır mı? Sonra ölüm hükmü çıkarma veya teşvik etme otoritesine kim sahip? Bazen cihat adına, bazen de Müslümanların haklarını savunmak adına girişilen bu tür işlerin İslam dünyasını sürüklediği korkunç trajediler yetmez mi artık? Dini bir merciden böyle bir söz çıktığı zaman, aşırı görüşlere sahip gençlerin inancı savunmak gerekçesiyle birilerini öldürmekten başka birşey yapması beklenebilir mi? İnsanların can ve mallarını koruma, yasaları ihlal etmemeleri için onları sorgulama ve cezalandırma noktasında devletin otoritesi ve sorumlulukları nerede?
BÖYLE FETVALAR ZULÜMDÜR 11 Eylülün yıl dönümünde, Suudi Arabistan Kralı Abdullah Bin Abdulazizin dinler arasındaki evrensel diyaloğu ve işbirliğini geliştirmeye, İslamın maruz kaldığı karalama kampanyasını durdurmaya çalıştığı bir zamanda, tekfir ve öldürme çağrısı yapan fetvalar yayınlamak zulümdür.
Bazı uydu kanallarının eğriliklerini doğrultmak, televizyon sahiplerini öldürmek veya öldürülmelerini teşvik etmekle değil, onları yasalara uymaya, insanların inançları ve duygularına saygı göstermeye çağırarak olur. Cezalandırmak gerekiyorsa, bu cezayı belirleyecek resmi bir yargı vardır.
DİNİ SEMBOLLER ADI ALTINDA İNSAN ÖLDÜRMEYİ ANLAYAMAYIZ İçerik ve zamanlama itibariyle tuhaf olan bu tür fetvalara, İslam ordusu, Muhammedin ordusu, Kuranı savunma ordusu ve başka dini isimler taşıyan silahlı hareketlerin kurulması da eklenebilir. Bu hareketler Fastan Pakistana kadar barındıkları ülkelerde ve son olarak Hindistanda olduğu gibi, komşu ülkelerde silahlı eylemlerde bulunmaktalar.
Bazı insanların, hükümetlerinin ulusal politikalarına karşı çıkmalarını anlarız. Bu itirazı dile getirme haklarını da anlarız. Fakat karşı çıkanların, dini semboller adı altında gelişi güzel insan öldürmeleri, anlaşılması ve haklı görülmesi mümkün olmayan bir durumdur.
Böyle hareketler, dini söylemlere ve sembollere zarar verir, İslama kötülük yapmak için pusuda bekleyenlerin kampanyalarına daha fazla gerekçe kazandırır.
Müslümanların İslam adını kullanarak yaptıkları bu türden davranışlar şu iki tehlikeli duruma sebep oluyor: Birincisi İslam toplumları ile başka toplumlar arasındaki uçurum genişliyor. Samimi liderler ve Müslüman aydınlar, pohpohlanan olumsuz görüntüleri düzelterek bu uçurumu kapatmaya çalışıyor. İkincisi ise İslamın imajı sadece Müslüman olmayanların gözünde değil, bu dine inananların gözünde de karalanıyor.
Böylelikle İslamı savunduğunu iddia edenlerin bu dine verdiği zarar, İslama nefretlerini açıklamakta tereddüt etmeyenlerden daha fazla oluyor. İslam öncesi Arap şairi Tarafa İbn ElAbd ne güzel söylemiş: Yakın olanın zulmü nefse, Hint kılıcının darbesinden daha acı gelir.
* Lübnanda yayımlanan El Müstakbel gazetesi, Lübnan eksi milletvekili, 19 Eylül 2008, Arapçadan çeviri: Halil Çelik
ya nasl şeydir anlamıorm. artk eskisi
gibi dürüst insanlar yok. artık
fetvayı verenin alim mi zalim mi olduğu
belli değil. o yüzden verilen fetva nın
da bi geçerliliği yok. aklına takılan
varsa kardeşim çözümü başkasında arama
aç kitab-ı mukaddes i açın allah c.c
herkese akıl vermiş yorumlarsın. en
azından kendi aklının cezasını çekersin
başkasının günahını paylaşmazsın.. sayg.
aloaa - Samsun
24 Eylül 2008, Çarşamba 15:13
burada tartışılması önemli bi nokta
var.eğer yapılanlar doğruysa okulda
öğretilen din dersleri
yanlışmıdır.kesinlikle hayır.olay
sadece bi iki alim fetva verir,sebep tv
kanalında yanımlanan dizi yüzünden.dizi
bu kadar popüler olmasaydı bunlar
olurmuydu?
ibrahim erdoğan - Konya
24 Eylül 2008, Çarşamba 15:09
evet çok doğru.böyle olmasaydı islam
dünyası bu hallerde
olurmuydu.birbirimizi sevmedikce bu
durumdan kurtulamayız.