İsveçin Malmö şehrinde gerçekleşen 5. Avrupa Sosyal Forumunu günlük yazıları ile NTVMSNBC için izleyen Tan Morgül, forumun son günü ile ilgili gözlemlerini yazdı.
MALMÖ - Bir Avrupa Sosyal Forumunu daha nihayete erdirdik. Pazar akşamından beri, İsveçin ve Avrupanın birçok yerinden Malmöye gelmiş eylemcileri yolcu ediyoruz. Tabii ki gözlerimizle. Yoksa, iş değil; her birinin ardından bir tas su dökmek... Lakin, aralarında arkadaşlarımız da var, onlarla daha ciddi vedalaşıyoruz. Malum, neredeyse bir haftadır, memlekette olmadığımız kadar sıkı temasta bulunduk. Velhasıl, kaldık iki kişi, şimdiki rotamız Stockholm. Daha orada da yapacak işlerimiz var. Bu yazıyı da, bizi Malmöden Stockholme götüren trenden yazıyoruz. Yol boyunca bir kez daha ikna oluyoruz; İsveç gerçekten yemyeşil ve sulu bir diyar.
Onlarca örgütün bir araya geldiği, yüzlerce seminerde, havadan uçuşan binlerce fikrin kapladığı Malmö, gün itibariyle eski sakin ve sessiz haline geri döndü. Hal böyle olunca da bu tip bir matematik hesabına muhtemelen yıllardır tanık olmamış kente eylemcilerin verdiği nitelikli rahatsızlık da sona ermiş oldu. Aslında, sadece Malmönün değil, tüm dünya kentleri ve sokaklarının tez zamanda nitelikli rahatsızlık haline gark olması lazım, aksi takdirde bize atalarımızdan miras kalmayan çocuklarımızdan ödünç aldığımız dünya iyice lâzımlığa dönecek. O halde Avrupa Sosyal Forumu rehberliğinde subjektif bir muhasebeye girişelim.
MEVZU BAHİS GEZEGENSE GERİSİ TEFERRUATTIR Önceden de belirttik, forum hakkında ne söylersek söyleyelim, eksik kalacaktır. Çünkü toplantılarda ve aktivitelerde o kadar çok konuda kelam ediliyor ki, yetişebildiklerimizden çıkardığımız sonuçlarla idare etmek durumunda kalıyoruz. Ki bunlar bile, aklı ve vicdanı ortalama bir insanı rahatsız etmeye yeter. Meselenin vehametini anlatmak için bazı yaşamsal başlıklardan gitmek yerinde olacak.
Öncelikle, doğal ve çevresel yıkım: Malum sloganı başka türlü okuyalım ve şöyle diyelim: Mevzu bahis gezegense gerisi teferruattır. Enerji politikaları ve iklim değişikliği konularının konuşulduğu toplantılara kulak kabartıyoruz. Zaten, bu tip konularla sadece forum sathı mahalinde ilgilenmediğimiz için yeterince malumat sahibiyiz. Ama yine de her geçen gün, felakete ne kadar yaklaştığımızı belirten haberler almaya devam ediyoruz. Bir de bu bilgileri servis edenlerin, bizim gibi sürekli felaket tellalı muamelesi gören eylemcilerden gayrı bilim insanları olması, hadisenin vehametini bir kez daha imliyor.
Öyle zamanlardayız ki, artık mesele reformist müdahalelerle geçiştirilecek gibi değil; radikal müdahale için de, ikna edilmesi gerekenlerin listesi oldukça sevimsiz. Başta ABD olmak üzere, gelişmiş ülkelerdeki üretim ve tüketim biçimlerini yeniden organize etmek ve gelişmekte olan ülkeleri de daha da gelişmeden aynı rotaya sokma şansı oldukça düşük gibi. Ne kadar yaraya merhem olacağı her daim tartışma konusu olmuş Kyoto sözleşmesine imza atmakta bile bu kadar direnenleri artık nereye havale etsek az... Konjoktürel bir bedduayla keselim muhabbeti: Fosil atıklara giresiciler!
MİDENİZİ KONTROL EDEN, DÜNYAYI KONTROL EDER Şimdi, yaşamsal ihtiyaçlar: Önceki forum yazılarından birinde latife yapmıştık; kamusal olan herşey buharlaşıyor diye... Halbuki, başlık altında sıraladıklarımız, hiç de şaka yapılacak konular değildi. Zaten, neo-liberal politikaların ve uygulayıcılarının da pek komik insanlar olduğu söylenemez. Hatta o kadar ki, su içerken bile dokunmaya başladılar. Artık, daha da başka bir şey söylemeyelim. Arif olan anlar! Bahsettiğimiz konular: Barınma, gıda, su, sağlık, eğitim, vs, vs. Ki vs başlığı altına daha bir sürü şey sığdırılabilir. Sonuçta, yaşamak sadece zaruri ihtiyaçların temini ile ilgili bir şey değil. Ama en temel yaşamsal ihtiyaçlar konusunda bile bu kadar insafsız olanların, diğer alt başlıklarda farklı hareket edecekleri beklenemez. Tohumu tekelleştiren, doğanın meyvesini ve sebzesini bile sahiplenip, bunları gen manyağı yapan bir piyasa aklından bahsediyoruz. Toplantıların birinde, bir bilim insanının söylediği midenizi kontrol eden dünyayı kontrol eder lafındaki gibi sistemin kalbine giden yol da bizim gibi fanilerin midesinden geçiyor. Geçmek de zorunda, çünkü yaşamak için beslenmek zorundayız.
ACİLEN BİR ŞEYLER YAPMALI AMA NASIL Ama bununla da kalmıyor; her geçen gün iyiden iyiye özelleşen eğitim, sağlık hizmetlerinin yanında, barınma, iletişim (dolayısıyla bilgiye erişim) ve ulaşım gibi hizmetler de tamamen piyasa aklının kontrolüne ve denetimine devrediliyor. Ez cümle, yaşama hakkımız, önceliği hizmet vermek değil kâr etmek olan bir sistemin insafına bırakılıyor. Ve aksi bir önerme, ivedilikle devletçilik yaftasıyla ötekileştirilip, asıl tartışma sürekli manipüle ediliyor. Halbuki devlet denilen mekanizma da kerameti kendinden menkul bir yapı değil ki; sizden, bizden oluşuyor... Neyse, konu uzun, girip de çıkamamak var. Ama kamusal akla dönüşün yolları konusunda Sosyal Forum toplantı salonlarında iyi egzersizler yapıldığını da söylemeden geçmeyelim.
Biz tüm bunları tartışırken, bu arada dünyanın birçok yerindeki çatışmalarda, savaşlarda, afetlerde de birçok insan hayatını kaybediyor. Yani, bazen kuzeyin asli sorunları, güneyde tali olabiliyor. Öyle veya böyle, tarih bitti diyenlerin diktiği elbisedeki yırtıklar git gide büyüyor; ve gezegen, muhtemelen var olduğundan bu yana kendine en çok efelenen canlı türü ile birlikte git gide dibe batıyor.
insanın kendisine ettiği eziyeti,ne
karesel,ne küresel kirlenme
yapamaz.kötü niyetli insanların kurduğu
vahşi sistem yenilenmedikçe kısacası
değişmedikçe,söylenen her söz abd ve
onun köy korucularının işine
yarayacaktır.toplumbilimciler ve diğer
bilim insanları gazetelerde tv"lerde
doğru şeyler söylemedikçe,benim gibi
sıradan insanların çığlıkları
boşuna.özelleştirmeleri savunanlar
kına yaksınlar.yaksınlar
da,kapitalizmin can çekiştiğini
göremeyenlerin gözü çıksın.kahrolsun
mccarthy"ciler...