Rusya’yı yanlış anlamak
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Dünya
ABD'nin Seçimi
Ortadoğu
Irak
Kıbrıs
AB
ABD
Genel
Balkanlar
O.Asya-Kafkaslar
G.Asya-Pasifik
Güney Amerika
Afrika
Dünya basını
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Dünya » Genel

Rusya’yı yanlış anlamak

ABD, Rusya’nın mevcut dünya düzenini terkettiğini henüz kavrayamadı, ancak yeni Soğuk Savaş başladı bile. Orta vadede Azerbaycan, Ukrayna ve Gürcistan, Rusya’nın nüfuz bölgesine geri dönmek zorunda kalabilir. Türkiye’nin stratejik önemi ise artacak.


 DİĞER HABERLER

  DÜNYA - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:40 TSİ 28 Ağustos 2008 Perşembe

WASHINGTON - Bundan 15 sene önce Moskova’da yaşayıp çalıştığım dönemde, Volodya adında bir şoförüm vardı. Rusya’nın o sırada içinden geçtiği ağır ekonomik ve sosyal çalkantı ortamında, ailesinin geçimini sağlamaya çalışıyordu. Rusça öğrenmeye yeni başladığım o sıralarda, hiç İngilizce bilmediği için, onunla Rusça muhabbet etmeyi öğrendim. Sessiz, sakin, yumuşak kişiliğiyle tanıdığım Volodya, bir gün bana, yumruklarını sıkarak, anlayacağım şekilde “Batı ve en başta ABD bize köpek muamelesi yapıyor, bunu hak etmiyoruz, biz iyi insanlarız, köklü ve şerefli bir milletiz” dediğinde şaşırdığımı hatırlıyorum. Volodya’yi şimdi daha iyi anlıyorum. 300 yıllık emperyal geçmişe sahip Rusya, yüksek enerji fiyatlarının da önemli katkısıyla ayaklarının üstünde yeniden durup emperyal geleneğine geri dönmeye başlarken, bir yandan da Batı tarafından 17 yıldır aşağılanmasının ya da aşağılanma olarak algıladığı durumun intikamını alıyor.
Haberin devamı

Rusya’nın Gürcistan’ı işgali sırasında ve sonrasında özellikle ABD’nin dile getirdiği uyarı ve tehditler ise, Rusya’yı henüz anlamadıklarını ortaya koyuyor.

Başkan George W. Bush, en sert konuşmalarından birinde, yıllardır Rusya’nın Batı’ya entegre olmasına çalıştıklarını ve Moskova’nın saldırgan tutumunu bırakmaması halinde bundan vazgeçeceklerini anlatırken, Moskova’dan kahkaha seslerinin geldiğini duyar gibi oluyorum. Eski Devlet Başkanı ve yeni Başbakan Vladimir Putin’in liderliğinde Rusya, tiksindiği, hakir gördüğü Batı’nın düzenine dahil olmak istemiyor ki... Tam tersine, emperyal düzenine geri dönmenin hesaplarını yapıyor ve koşullarını kendisi empoze ediyor.

SEMBOLİK TEHDİTLER YARARSIZ
NATO, Rusya ile ilişkileri askıya alma tehdidinde bulunurken Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, NATO ile tüm bağlantılarını kesmeye hazır olduklarını vurguluyor. ABD, Rusya ile Soğuk Savaş’a dönülmesini istemediğini anlatıyor. Medvedev, “Biz de istemeyiz, ama buna hazırız” diyor. Batı, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne alınmayabileceği uyarısını dile getirirken Moskova Dünya Ticaret Örgütü ile ilişkilerini kendisi sınırlamaya başlıyor. Batı, Soçi’deki 2014 Kış Olimpiyatları’na katılmayabileceğini ifade ederken, Rusya’nın cevabı, “katılmazsan katılma” oluyor. Bu tip sembolik yaptırımların hiçbir etkisinin olmayacağı, Batı’nın yüzüne çarpılıyor.

Batı’nın yıllardır Moskova’ya yaptığı demokrasi çağrıları, Rus yönetimince ve daha önemlisi nüfusun önemli bölümünce kızgınlıkla karşılanıyor ve Rusya’yı bölme ve yok etme çabası olarak anlaşılıyor. Yüzyılların otokratik geleneğine sahip Rus halkının çoğunluğu için “özgürlük ve demokrasi” değil, “istikrar, güvenlik, düzen ve “büyük Rusya” önem taşıyor. Moskova’nın Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıması, nüfusun ezici çoğunluğunca haklı bulunuyor. Putin’in otokratik rejimini en başta Rus halkı destekliyor.

Bu ortamda, ABD’nin sembolik önlemlerden çok daha fazla can acıtacak olan ve statükoyu değiştirme ihtimali bulunan, Polonya ile füze kalkanı anlaşmasını imzalaması, en iyi ihtimalle uzun yıllar sonra etkisini göstermeye başlayabilecek.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ÖNCESİ GİBİ
ABD’nin, Montrö Sözleşmesi kurallarına uyacak şekilde, görünüşte insani yardım amaçlı, ancak esasta Karadeniz’de askeri varlık göstermeyi hedefleyen adımı da, Karadeniz’de gerginliğin artması sonucunu veriyor. Amerikan donanmasına bağlı savaş gemilerinin Gürcistan’a ulaşmasıyla eş zamanlı olarak, Ruslar’ın Karadeniz donanması da, Gürcistan karasularının büyük bölümünü kontrol etmeyi sürdürüyor ve Moskova’dan ağır suçlamalar geliyor. ABD’nin bu en etkili misillemesinde, Karadeniz potansiyel bir düello alanına dönüşüyor.

Rusya’nın NATO’daki temsilcisi büyükelçi Dimitri Rogozin, genel gerginliği, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından önceki durumla kıyaslayacak kadar ileriye gidiyor ve krizin ilk çıkmasında önemli rolü olan ve bir Amerikalı uzmanca “amfetamin içmiş bir Iraklı gibi” diye nitelendirilen Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’yi, 1914’te Avusturya-Macaristan veliaht prensi François Ferdinand’ı öldüren Sırp terörist Gavrilo Princip’e benzetiyor.

Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama özetle Rusya’nın Batı’ya ve ABD’ye karşı mesajı, “ne yaparsan yap, senden çekinmiyorum” oluyor. Bunlar meydana gelirken de Batı dünyası, paramparça bir görüntü veriyor.

Bütün bu örnekleri Ruslar’a hak vermek için anlatmıyorum. Tam tersine Ruslar’ın, büyük ölçüde hukuken ve ahlaken haksız olduğunu düşünüyorum. Ama, Washington’da Amerikalı ve diğer muhataplarıma zaman zaman şakayla karışık dile getirdiğim “Putin’i sokakta 100 metre ileride görsem, ya kaçarım, ya da saklanırım” sözünü ortaya koyuyorum. Rusya’nın çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum.

SOĞUK SAVAŞ’A GERİ DÖNÜŞ
Bu ortamda teşhisi doğru koymak gerekiyor: Batı’da “Soğuk Savaş’a geri mi dönülüyor?” tartışması hızlanırken, gerçeği artık kabul etmek gerekiyor. Rusya’nın Gürcistan’ı işgali ve arkasından gelen adımlarıyla Soğuk Savaş, en azından bir boyutuyla fiilen yeniden başlamış durumda. Rusya’nın da aslında buna bir süredir hazırlanmış olduğu, eylemlerindeki organizasyon, çabukluk ve kararlılıktan ortaya çıkıyor. Batı ise, yeni Soğuk Savaş’a hazırlıksız yakalanmış durumda.

Hemen vurgulayalım, Rusya’nın en büyük ve stratejik silahı, askeri yönden genelde ABD’nin çok gerisinde kalmasına karşın, hala ABD’nin tamamını ve Avrupa’yı birkaç defa imha etmeye yetecek nükleer imkanlara sahip olmasından kaynaklanıyor ve görünen gelecekte bu durum değişmeyecek.

RUSYA’NIN HENÜZ DEVREYE GİRMEMİŞ ENERJİ SİLAHI VAR
Son 10 yılda bu tehdidin ortada olmaması, Rusya’nın imkanlarını kaybetmesinden değil, nispeten uysal davranmasından kaynaklanıyordu. Şimdi artık Putin’in yeni Rusyası var ve Moskova, artık bir şekilde eski dehşet dengesine dönmeye hazır görünüyor.

Rusya’nın elinde bir de devasa enerji (petrol, doğal gaz) silahı var ve bu henüz devreye girmiş değil. Avrupa’nın (ve bu arada Türkiye’nin), Rusya’nın doğal gazına önemli ölçüde bağımlılığı var. Bu durum, Rusya’ya en sert çıkan Polonya, Baltık Cumhuriyetleri gibi eski “zorla” komünist ülkelere, “Bu kış ne yakarak ısınmayı düşünüyorsunuz?” diye sorulmasını gerektiriyor.

YENİ PAYLAŞIM MI?
Soğuk Savaş’a geri dönüş ise, muhtemelen yeni bir “paylaşımı” gündeme getirecek gibi. Moskova, kendi anlayışına göre, Gürcistan’daki adımlarıyla “zaten kendisine ait olanı geri almaya” başlıyor ve burada Gürcistan son nokta değil.

Rusya, artık NATO’ya ve AB’ye girmiş eski uydularını yeniden ele geçirmenin peşinde değil, ancak eski SSCB’nin geriye kalan 12 cumhuriyetinde tam nüfuzunu yeniden kurmaya kararlı görünüyor. Bunlar arasında da özellikle, Gürcistan’a ilave olarak, Batı ile bir şekilde yakın ilişkileri olan ve bu tip ilişkiler kurmaya çalışan Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova var.

Bunlardan Azerbaycan’da İlham Aliyev yönetimi, dengeli davranmaya çalışırken, bir taraftan da çok derin kaygı içinde. Moldova, tir tir titriyor. Ukrayna da Devlet Başkanı Viktor Yuşçenko’nun hala Rusya’ya karşı efelenmesine karşın, bu ülke etnik olarak bölünmüş durumda (nüfusun yüzde 40’ına yakınını oluşturan “Rusça konuşanlar,” yani Ruslar, güneyde ve doğuda oturuyor ve Moskova’ya sadık) ve Yuşçenko popüler değil.

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, gelecek hafta Gürcistan, Azerbaycan ve Ukrayna’ya gidecek ve “Dayanın çocuklar, arkanızda biz varız” diyecek. Ancak Bush yönetimi Ocak’ta iktidardan inecek ve bu yönetimin, Rusya’ya karşı sözünün arkasında duracak gücü yok. Yeni Soğuk Savaş’ın kuralları, muhtemelen yeni Amerikan başkanıyla görüşülecek.

Bu ortamda, kendi mentalitesine göre “kendisine ait olanı geri almaya kararlı” Rusya’nın fiziken önüne geçecek pek fazla bir engel yok gibi. Sonuçta, mutlaka işgal yoluyla olması gerekmiyor, ancak Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan ve Moldova’nın, orta vadede yeniden “Rusya’nın nüfuz alanına geri dönmek zorunda kalması” muhtemel görünüyor.

Ya Türkiye? Bu konu ayrı ve ayrıntılı bir inceleme gerektiriyor, ancak kısaca, her durumda Türkiye’nin stratejik önemi, istemediği ölçüde artacak. Türkiye, ya yeniden Rusya ile fiilen komşu olacak, ya da Kafkasya’ya kara ve denizden ulaşımın Rusya dışındaki tek Batılı yolu olarak kalacak, ki iki durum da yeni ve önemli bir durumu ortaya çıkaracak.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

alper akif  - Amasya
31 Ağustos 2008, Pazar 13:08  
bence dünya artık ABD güdümünden tamamen çıkmaK İSTİYOR. bu emperyalist güç ve avrupalı köleleri dünyayı sadece sömürmek için çalışıyor bu yüzden türkiyenin çok iyi bir denge politikası izlemeli ve hiç bir komünist-emperyalist güçlere teslim olmadan yeni yollar aramalı.sırtını tek tarafa dayayıp, diğer tarafa taş atmamalı,yoksa taş dönüp dolaşıp bize çarpar

Osman Karapür  - Ankara
30 Ağustos 2008, Cumartesi 19:50  
Hala SICAK deniz peşinde mi bunlar ?

suleyman şimşek  - İzmir
29 Ağustos 2008, Cuma 01:20  
dunyada her zaman savaş vardır ve insan oğlu yaşadığı mudetçede savaş olacak cunku savaşın adı insandır

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları