Öyle korktuk ki yalnızlığımızdan
kimseye bırakmadık!
Yanyana dahi gelemeyecek çok farklı isimlerle barışıksınız.
Çünkü ben şiir için gösterilen çabayı seviyorum. Hikayecileri, denemecileri de çok seviyorum. Romandan o kadar hazzetmem. Gençliğimde çok okudum, şimdi vakit meselesi deyip çok sevdiğim romancıları okuyorum. Onun dışında çok fazla roman okumuyorum. Şiir, hikaye deneme okuyorum edebiyat anlamında esas olarak. Bunların hepsi bana, fuzuli işlerle uğraşan ama bu işlerle uğraşmaktan başka da şansları olmayan insanları hatırlatıyor. Şair, hikayeci ve denemeciler aslında birbirine çok yakın insanlardır. Çünkü bunlar biraz beyhude işlerdir. Bir şair bir şiir yazıyor, bir hikayeci bir hikaye yazıyor, bir denemeci bir deneme yazıyor. Bunlar baktığımız zaman tekabül ettiği dünya, zaman, ruh açısından - zamanın ruhundan bahsediyorum- çok da bir şeyleri değiştirecek, dönüştürecek gücü olmayan, bir ihtiyaç olarak hissetsem ve görsem de, insanların çok ihtiyaç hissetmediği bir takım yazılar, yazı biçimleri bunlar.
En iyi yapıtlarda bile, edebiyatın dönüştürücü özelliği olmadığını mı düşünüyorsunuz?
Çok uzun zamanda, çok az insanı dönüştüren şeyler bunlar. Ben burada dönüştürücülüğünden çok şunu söylemek istiyorum. Bu işlerle uğraşan insanlara çok saygı duyuyorum. Bir hikayeciye, bir şaire, bir denemeciye çok saygı duyuyorum. Benim temel çıkış noktam şudur: O iyi veya kötü bir şey yazabilir. Velev ki, bir deneme yazmaya girişmiş. Aklı başında insan yapmaz diyeceğim neredeyse. Durduk yerde yapılacak iş değil. Şiir yazmaya girişmiş, taşrada kendi olanakları içinde kitap, dergi çıkarmaya çalışıyor. Bazen parasını veriyor yayınevine, sağa sola ulaştırıyor. Dergilerde yayınlamaya çalışıyor. Tamam, haz duygusu vardır, şu vardır bu vardır ama her şey bu kadar gerekçelendirilemez. Bir şiirin, bir hikayenin, bir denemenin getirdiği şöhret de küçük şöhretlerdir diyelim. Çoğu için söylüyorum, ömrünün sonuna kadar bu işlerle iştigal ediyor, yani ömrünü veriyor. O zaman ben bu insanlara, gerçekten saygı duyarak ve onları severek işe başlıyorum. Benim çok sevdiğim şairler, denemeciler kuşkusuz var ama öbürünü de yabana atamam. Öbürünün de güzel bir dizesini gördüğüm zaman, belki şiiri güzel olmayabilir, belki kitap değil ama içindeki bir şiir güzeldir. Ben gazeteler ve dergilerde yazılar yazarım. O yüzden o şiirden, o dizeden mutlaka bahsederim. O şairin kendisi bile şaşırır.
Kadirşinaslık mı diyelim...
Onların yaptığı işe böyle bir selam vermek, teşekkür etmek. Kadirşinaslık demek biraz ağır gelebilir. O kendini övmek olur. Ben de burdayım, seni görüyorum, bir başkası da beni görüyor. Deniz fenerleri gibi selam olsun. Az ama birbirimizi görüyoruz, işte eyvallah... Dergilerde yazma olanağım da var ve o yüzden de bunu bir görev olarak da hissediyorum. Çünkü bunu yapan şair azdır. Cemal Süreya bunun en güzel örneğidir. Taşra dergileriyle çok iyi ilgilenir. İlhan Berk, yazılarında dizeler alır şairlerden, ilgilenir. Arif Ağabey (Arif Damar) son dönemde ayın şiirini seçiyor. Ece Ağabey (Ece Ayhan) da çok yapardı bunu. Baktığın zaman bunlar Türkçenin çok büyük, iyi şairleri. Belki de onları çok sevdiğim için çok da ahbapları olduğum için belki de onlardan da bana ulaşmış olabilir diye düşünüyorum. İyi bir bulaşıcılık.
Bakarsınız sizden de başkalarına bulaşır.
İnşallah..
Tatlısert atışmalar dışında daha acımasız saldırılar da oluyor edebiyatçılar arasında...
Bana da çok ağır saldırılar yapıldı. Ben tam tersine mümkün olduğu kadar, hayatta da; öğrenciyken de devrimciyken de -hala devrimciyim de-, birine vurmak gibi birşey yapamazdım. Kaldı ki şiir, bunu hiç kaldıracak bir şey değildir bana göre. Alemin içinde olunca insan daha iyi anlıyor. Genelde kavga, tartışma yaratacak mümkünse tek bir söz etmemeye çalışırım. Küfürlü konuşmayı sevmem. Bizim ülkemizde, bütün Doğuya özgü bir şey- tartışma kültürünün gelişmemiş olduğunu düşünüyorum. Bizde tartışma genellikle küfürle başlar. Ondan sonra, tartışalım derler.
Geçenlerde şöyle birşey oldu. Mehmet H. Doğan, 15 yıllık ahbabımdı. Benim kitaplarım şiirlerim hakkında yazılar yazardı ve ben hiç tanışmamıştım onunla. Enis Baturla çok severlerdi birbirlerini. Yapı Kredinin İzmir kitaplığında söyleşiler yapılıyordu. 1993 senesiydi sanırım. Üç kuşaktan şairlerle bir söyleşi yapılmak istenmişti. Seninle tanışalım arıtk demişti rahmetli. 60 kuşağından Özdemir İnce, 70 kuşağından Sina Akyol, 80 kuşağından da beni çağırmıştı. Orada söyleşi yaptık ve tanıştık. Sonra meşrebimiz çok uydu, birbirimizi çok sevdik. Çok yakın olduk, arkadaş olduk. Öldükten sonra ben çok üzüldüm. Gerçekten son yıllardaki babam gibi bir insanı kaybettim. Birkaç yerde yazı yazdım. İnternette bir tane adını ilk kez duyduğum adam, -internet çok kötü, bana da gönderiyorlar...
Puşt ahali mi?
Evet, puşt ahali. Orada Mehmet Ağabey için üçüncü sınıf eleştirmen dendi. Şimdi benim en çok kızdığım şey, bir şaire kötü şair, ikinci sınıf şair denmesi. Ne kadar ayıp. Bir de bunu yapan edebiyatçı. Bir de hocaymış. Ben de Varlıkta yazıyorum. Dedim ki, Ben gerçekten ne söyleyeceğimi bilmiyorum, Can Yücelin mahkemede söylediği çok güzel birşey vardı, fakat söyleyemiyorum. Budur mesele dedim. Can Yücel bir şiirinde adamın birine faşist demişti, o da Can Yüceli mahkemeye vermişti. Can Yücele hakim, Niye adama faşist dedin? diye sorunca, Afedersiniz, biz g... g.. deriz hakim bey demiş. Ben yapmam böyle şeyler ama bana çok dokundu. Mehmet Ağabey hem benim çok yakınım, 80 kuşağının, İkinci Yeninin en iyi eleştirmenlerinden. Adam emekler vermiş. Sen kalk, üçüncü sınıf eleştirmen diye harca. Sonra, Haydar Ergülen zaten kötüdür, şiiri de kötüdür diye terbiyesiz yazılar yazdılar. Onlara yanıt vermek için yazmadım ki ben bunu. Mehmet Ağabey meyhane arkadaşım benim dedim. İnsan meyhaneye herkesle gider mi, gitmez. İçimde kalmasın, bir de Mehmet Ağabey böyle değil, sen de böylesin demek istedim.
Böyle pespayilikler var. Ancak yayın olduğu zaman yanıt veriyorum. Yücel Kayıran vardır. Felsefi şiir yazan bir arkadaş. 12 sene önce, çok ciddi bir edebiyat dergisindeki bir yazısında, benim gerek 80 gerekse bizden sonra gelen kuşağa bir patronaj yaptığım, onlar üzerinde bir ağabeylik yaptığımdan sözederek benim için faşist dedi. çok kızdım ve ona ağır bir cevap yazmak istedim: Sen kim oluyorsun? gibi. Sonra bana komik geldi. Ben böyle şeyler olunca birkaç gün düşünüyorum, Sonra, boşver diyorum.
ŞİMDİKİLER İTİRAZ KUŞAĞI
Şiir zaten itirazlarla ilerleyen bir şeydir. 2000lerde yazan bir insan 80lerde yazmaya başlayan birini veya beni yok saymazsa kendi şiirini yazamaz ki. Biz öyle bir kuşak değildik ama şimdikiler itiraz kuşağı. Bence de bu iyi bir şey.
ŞAİRLERİN BAŞKA BİR CUMHURİYET OLDUĞUNA İNANIYORUM
Alevi- Bektaşi geleneğinden gelmenizin bu yüce gönüllülükte bir payı vardır diye düşünüyorum.. Bu felsefeyi çok içselleştirmenizle ilgili bir şey de olabilir.
İyi söylediniz. Çünkü tam da Yücel Kayıranın patronajlıkla ilgili yazısı vardı. Şimdilerde de Puşt Ahalide de söyleniyor. Ben yazdım bunu ama anlamak bazılarının işine gelmiyor. Dedim ki, Ben bir ağabeyim ve bunu seviyorum. Çünkü ben altı kardeşin en büyüğüyüm. Orta halli bir ailede büyüdük. Benimle, annemle babam arasında çok az yaş farkı var. Annemle aramda 16 yaş, babamla da 20 yaş falan var. İlkokul bitinceye kadar küçük kardeşimle ben abladerdik anneme. Sonra ilkokul ikideyken birgün anneannem Ankaradan gelmişti. Siz ne diyorsunuz bakalım, abla kim, o sizin anneniz dedi. Biz çok şaşırdık kardeşim Kemalle. Böyle orta halli ailelerde şevkatle büyüyorsanız, ne bileyim, annem de babam da çok şevkatli insanlardı. Öyle büyüyünce doğal bir şey olarak ağabeylik kardeşlik duygusu gelişiyor.
Mesela şiir benim için kardeşlik bahçesidir, bunu çok yazdım. Bunu sadece sosyalist ve laik şairler için değil, Müslüman şair diye anılan şairler için de aynı şey geçerli. Ayırmak istemiyorum ama, bütün şairlerle aram çok iyidir. Ece Ayhan ne kadar büyük bir şairse, Sezai Karakoç da o kadar büyük bir şairdir. Metin Altıoku ne kadar çok seversem Cahit Zarifoğlunu da o kadar çok severim. Onlar bu toprağın, bu dilin şairleridir. Biri sosyalist olmuş, biri Müslüman olmuş. Üstelik Aleviyim. Derler ya, Aleviler bu konuda İslamcılara sıcak bakmaz. Öyle bakmıyorum ben. Şairlerin gerçekten de başka bir cumhuriyet olduğuna, başka bir avlu, başka bir bahçe... Başka bir kardeşlik ağacının.. Şair gibi konuşmayayım ama şairlerin oradan olduğuna inanıyorum.
ŞAİRLERE PATRONAJLIK YAPAMAM
Yani onlar Müslüman da olur, laik de olur, hümanist olur sosyalist olur ama onlar başka bir topraktan yetişmiştir. Bu abilik meselesi, böyle bana laik deyecekleri bir şekilde de yazarım efendim, ben sezgisel şeyler yazarım basit şeyler. Dedim ki ben, Ya kardeşim altı kardeşim ben; ağabeyleriyim, bendeki ağabeylik buradan geliyor, başka bir şey anlamayın diyorum. Onlar, Yok ya gerisinde başka bir şey vardır diyorlar. Yani niye olsun, biz hâla kardeşlerimle topluca Eskişehire gideriz çoluk çocuk, öyle yaşıyorum. Şairlere de öyle bakıyorum. Onlara hiçbir patronajlık yapamam.
ŞİİR BİRAZ VİCDAN İŞİDİR
Bir şairin ideolojik olarak, hayattaki duruşuyla farklı olması bizden değil duygusu yaratmaz mı sizde?
Bende olmaz, yani şiir biraz vicdan işidir. Şair olmanın esas anlamı vicdandır. İslamcı olmuş ya da sosyalist olmuş, eğer bir vicdan varsa bu ortak bir vicdandır dünyaya bakışta. Gündelik bazı meselelerden söylemiyorum tabii. Türkiyede gündelik tartışılan bazı meseleler, gündelik meseleler. Ama dünyaya bakışları haksızlıklara bakışları... Bazı farklılıklar kuşkusuz vardır. Yani savaşlara bakış farklılıkları vardır. 1 Mayıs meselesine ortak bakabiliyorsak o mesele önemlidir. Sivas yangınına ortak bakabiliyorsak, bu önemlidir. Bakamayanlar da var tabii, olmaz olur mu?
İçinde kimsesi yoktu onun
İSMET ÖZELE SEVGİM ÖRSELENDİ
Sivasta yakılan şairlerden Metin Altıok adına verilmiş bir ödülü almış birisi olarak...
Mesela 1993te 2 Temmuzdan sonra biz Şiir Atı diye bir dergi çıkarttık, aralıklarla çıkan bir dergiydi. Bir başka sonbaharda Gösteri dergisinde, orada bu tür şiir dergileri, ortak bir platform olarak 2 Temmuz katliamını kınamak üzere gösteri yapıldı, oraya bazı dergiler katılmadı. Kendine Müslüman diyen bazı dergiler katılmadı. Ondan sonra bizim de onlarla ilişkilerimiz bu vicdan sorunu temelinde oldu. Çünkü yani şiir yazmak hiçbir şeydir. Orada şairler yakılırken, şiir yazmışsın kardeşlikten bahsetmişsin, hiçbir anlamı yok. Ama bu tepkiyi veren insanlarla devam ederdi, devam etti çünkü. Aslında hâlâ tartışılan bir şeydir. Bütün şairleri sağcı solcu demeden en çok hayal kırıklığına uğratan İsmet Özeldir, biliyorsunuz. Onun 2 Temmuzdan sonra Sivas semalarında Sırp uçakları mı dizeleri vardır.
Kırgınlık mı oluştu?
Kırgın demek istemiyorum çünkü o çok sevdiğim bir şair ama o günden beri doğrusunu isterseniz, o sevginin yarı yarıya örselendiği şair. Zaman zaman üniversiteye derse gittiğimde, çeşitli okullarda derse gittiğimde şiir üzerine orada anlatıyorum İsmet Özelin büyük bir şair olduğunu, ama bunu da söylüyorum. Bu bir zalimlik, tepki vermek zorundalar.