İSTANBUL - Arkadaşlarıma haksızlık etmek istemiyorum; bizden önce çalışan reklamcı ve şairlere. Gerçekten dilini, Türkçeyi bilen, çok çalışan insanlar. İyi şeyler yapmışız ama çok büyük, çok parlak reklamlara imza atan şair pek hatırlamıyorum ben. Hatırlıyorum da içinde bir yerlerde şiir olduğunu biliyor ve kendini çok çalışsa da o kadar veremiyor galiba.
ŞAİRLER REKLAM YAZARLIĞINDAN ÇOK İYİ PARA KAZANDILAR Dünyada sadece yalnızca körlerin gözleri temiz kalır diyorsunuz. Reklam sektöründe 23 yıla yakın çalıştınız. Kapitalizmin çarklarının en hızlı işlediği yerlerden birinde çalışmış olmak şiirinizi nasıl etkiledi? Kendinizi hayattan korumayı nasıl başardınız? Türkiyede özellikle şairler -şiirden kimse para kazanmıyor ama- belli bir zaman çok para kazandılar. Reklam yazarlığı yapan pekçok şair var. Bir çırpıda 50 tane isim sayarım. Süreyya Berfe, Hulki Aktunç, Ahmet Güntay, Oğuzhan Akay, Egemen Berköz gibi şairler.Tuhaf biçimde bunların çoğu da iyi şairler. Ben baktığım zaman gerçekten Türkçenin çok iyi şairlerinin bu işi yaptıklarını görüyorum. Çoğu da tabii soldan gelme, sosyalist insanlar. Böyle bir şey var. Çünkü yakın döneme kadar sektörün eli kalem tutan insanlara ihtiyacı vardı. Şimdi bu ihtiyaç biraz kalktı ortadan.
Niçin? Çünkü artık reklam okulları var. Gavurdan geliyorlar. Özel yaz okulları, kurslar var. Sektör kendi elemanlarını yetiştiriyor. Bir de reklamlar sözel olmaktan çok televizyonla görsel bir hale geldi. O yüzden sektörün şaire ihtiyacı falan kalmadı.
Bu iyi birşey mi? İyi birşey. Çünkü şairlerin artık şunu deme şansları yok. Hiç bir iş yapamazsam, reklam yazarlığı yaparım derdik ve yaptık eskiden. Şimdi hiç olmazsa kendilerine daha yakın işler yapabilirler.
Çocukluk arkadaşımı buldum şiirde
HIZ VE ŞİİR BİRBİRİNİN TAM KARŞITI Şairlere yakın olan işler nedir? Şiir kitabı satmıyor, telif ödenmiyor. Ne yapsınlar? Aç kalmak... Öğretmenlik yapabilir. Akif Kurtuluş çok sevdiğim çok iyi bir şair ve aynı zamanda da avukattır. Adnan Azar da çok iyi bir şairidir, TRTcidir mesela. Sina Akyol TRTcidir. Kendi meslekleri vardır. Çevirmendir, rehberdir, muhasebecidir, bir işleri vardır. Reklam yazarlığı bunlar içinde çok farklı birşey. Dediğiniz gibi doğrudan doğruya tüketimi kışkırtan birşey. Şiir de tüketimi azaltmaya çalışan, hızı azaltmaya çalışan, sakinliği yavaşlığı öğütleyen bir yazı. Hız ve şiir, tam karşıtlar birbirlerine.
BENİ KÖTÜ YOLA SEN DÜŞÜRDÜN Ben sosyoloji eğitimi gördüm. Sonra da reklam ve halkla ilişkiler mastırına başladım. Yarım bıraktım gerçi ama... Sonra kendimi şair olarak değil de eğitimimden dolayı reklam yazarlığı yapmış olarak biraz bahane buluyorum. Değil ama. O zaman Eskişehir Anadolu Üniversitesinde master yapıyordum. Profesyonel reklamcılar derse geliyordu. Ersin Salman vardı ilk duayenlerden, Haluk Mestçi de tabii. Beni onlar çağırdılar, ikisinin de ayrı ajansları vardı. Ersin Salmanın ısrarına dayanamadım ve geldim. Ona, Beni kötü yola sen düşürdün derim. Ne güzel akademisyen olacaktım, hakikaten çok istedim akademisyen olmayı. Akademik kariyer yapmayı çok istiyordum. Profesör değil ama doçent olmayı istiyordum. Doçent ceketi diye bir yazı yazdım. Karım sonra bir kadife ceket aldı bana.
ŞİİR YAZDIĞIMI KENDİME UNUTTURMAK İÇİN 5 SENE HİÇBİR ŞEY YAZMADIM Ersin Salman beni toplantıda diğer ekiple tanıştırırken, Haydar Ergülen, günümüzün çok iyi genç şairlerinden diye tanıttı. Bir reklam ajansında olmayacak şey. Adam beni buraya getirti, ben reklam yazarı olacağım, o tutup, Günümüzün iyi şairlerindendir diyor. Reklam ajansına şair olarak gelinmez ki. Böyle denilmeyeceğini ben bile biliyorum. Ve ben şiir yazdığımı kendime unutturmak için 5 sene hiçbir şey yazmadım.
Hiç mi? Belki bir iki şey karalamışımdır ama, yayınlamadım ya da yazmadım. Çünkü kendimi işe verdim, reklam yazarlığını öğrenmek için. Çok çalıştım. Sonra oradan ayrılıp başka bir ajansa geçtim. 5 sene sonra tabii şiir ister istemez tekrar nüksetmeye başladı ve yazmaya başladım. Sonra kitaplar, ödüller, şunlar bunlar falan... Bu sefer de rahmetli patronum Muammer Ağabey toplantıda, Haydar, Behçet Necatigil ödülünü aldı, günümüzün çok iyi şairidir deyince, Muammer bey, Allah aşkına sakın şair olduğumu söylemeyin. Şair çalıştırmak sizin için kötü birşey. Şair çalıştırıyor derler dedim.
REKLAMCI OLACAKSANIZ ŞİİR YAZMAYIN, ŞİİR YAZACAKSANIZ REKLAMCI OLMAYIN Niçin? Şairin derbeder, alkolik, işten anlamaz, pazarlama bilmez diye bir imajı var ya.. Anadolu Üniversitesi ve buradaki reklam okullarına derse gitmeye başladım. Reklamcı olacaksanız şiir yazmayın, şiir yazacaksanız reklamcı olmayın diyorum. Çünkü krizlerden sonra çalışma saatleri daha da arttı. Gece geç saatlarde eve gelip sonra da yazıyla uğraşıyorsunuz, uykusuz kalıyorsunuz. Ama benim de çözemediğim bir şey var. 40-50 tane reklamcı şair vardır. Reklamcı şair, şair olmayan reklamcıların çoğu tarafından kötüleme olarak kullanılır. Reklamcı şair dedikleri zaman, şair değil anlamına gelir. Yasakmeyvede bununla ilgili bir yazı yazmıştım. Reklamcı şair dediklerinize bakın, şunlar mı kötü şair? diye sordum. Reklamın getirdiği ağırlıktan, fazlalıktan kurtulmak için daha fazla titizlik gösteriyor. Benimki öyle olmuştu. Gerek şiirlere gerekse yazılara çok büyük ağırlık verdim. Başardım demek istemiyorum ama ikisini birbirinden ayırabildim.
ÇOK PARLAK REKLAMLARA İMZA ATAN ŞAİR HATIRLAMIYORUM Şairlerin bu sektörde çalışması reklam sektörünün şansı olmalı.... Arkadaşlarıma haksızlık etmek istemiyorum; bizden önce çalışan reklamcı ve şairlere. Gerçekten dilini, Türkçeyi bilen, çok çalışan insanlar. İyi şeyler yapmışız ama çok büyük, çok parlak reklamlara imza atan şair pek hatırlamıyorum ben. Hatırlıyorum da içinde bir yerlerde şiir olduğunu biliyor ve kendini çok çalışsa da o kadar veremiyor galiba. Şiire ihanet edemiyorlar belki de... Çok temiz, iyi işler gördüm, ben de yaptım ama. Dile dolanan reklamları sokak diliyle yazan reklamcılar yapıyor. Ali Taranlar falan yapıyor. Ben de adama hayran kalıyorum. Ben yapamam öyle bir şey.
Dağlarca, Cemal Süreyanın düzyazıyla uğraşmasının şiirini olumsuz etkilediğini söylemişti. Şiir sek daha iyi gidiyor galiba... Dağlarca bana da kızmıştı. Dağlarca kızar. Dağlarcayı çok severim. Çok yazdım. O da bana kitaplarını gönderir, rakı gönderir. Bana haber gönderiyor, Düz yazı yazmasın diye.