Siyah yine siyah yine...
Şimdi kim öldü bende?
Şiirden vazgeçebilirim. Ama işte eşim, kızım, kedim, kardeşlerim, arkadaşlarım... Bunların hepsi şiirden de önce gelir. Şiiri de çok değerli görüyorum ama. Bir yerde bana sormuşlardı...
 |
|
Siz Haydar Ergülen olarak nasıl anılmak istersiniz? diye. Dedim ki, İyi bir şairden çok iyi bir adam desinler, arkadaşlarına vefalı biriydi desinler, bu benim için şiir gibi birşey. O yeter diye düşündüm.

Sadece Nazımı okuyarak ömrümü geçirebilirim


Şiirden vazgeçebilirim ama...


Kediden korkan bir adamdım


25ine kadar şair olamazsanız...


Reklamcı şairler


Şiir biraz vicdan işidir


Şaire ulaşmak şiire ulaşmaktan kolay

ALTIOK YAKILDIĞI ZAMAN 52 YAŞINDAYDI, ŞİMDİ BEN DE...
Metin Altıok ödülünü Üzgün Kediler Gazeli kitabınızla almanız...
Çok tesadüf oldu, evet.
BAŞKA BİR ÖDÜL ALMAYACAĞIM
Metin Altıok şiir ödülü sizin için ne ifade ediyor?
Çok korkunç birşey. O yüzden böyle bir ödülü alıyor olmak gerçekten içimi çok acıtan aynı zamanda da onun anısına verilen ödülü almak çok onur verici birşey. Metin Altıok, Sivasta yakıldığı zaman 52 yaşındaydı, şimdi ben de 52 yaşındayım. Çok ilginç bir şey. O genç bir şair olarak öldü, ben de genç bir şair olarak bu ödülü aldım diye düşünüyorum. Çünkü Metin Ağabey öldüğü zaman şunu düşünmüştüm: Behçet Aysan 43 yaşındaydı, Metin Ağabey 52. Şair ama ne kadar da gençti bu insanlar. Şimdi kendim aynı yaşa geldiğim için değil ama, gerçekten çok genç insanlarmış. 70 yaşında da olsalar çok üzülürdüm ama, gençtiler. O yüzden başka bir ödül almayacağım.
Neden?
Yok, ne yapacağım. Yeter. Metin Ağabey ile kapatalım diyorum.
Pul mu yetişir acıya mektup gibi yağıyor
HER ARKADAŞLA BİR VATAN ÖLÜR
Kitaptaki Yetimler Gazelini de Hrant Dink için yazmışsınız. İnsanın vatanı arkadaşıymış,Her arkadaşla bir vatan ölür dizeleri çok etkileyici. Metin Altıok, Hrant Dink... Bu örnekler karamsarlığınızı arttırmıyor mu, bugünden geleceği nasıl görüyorsunuz? |
|
Yetimler ağıdı diye şiir yazdık Hrant için. İnanılmaz tepkiler aldık. Satılmışlıktan, uşaklıktan, vatan hainliğinden, Sorozun çocuğu olmaya, bilebildiğiniz bütün tepkiler geldi. Ben o zaman sert bir yazı yazdım ama; sonra da bu Yetimler Ağıdının bitiş dizelerini ben yazmıştım. En çok tepki de oraya geldi. Aslında ne Türküz, ne Kürdüz, ne Ermeniyiz öyle bir babamız var ki Hrant, hepimiz yetimiz diye. Sonra da bu kitap hazırlanırken aklıma geldi, ayrıca ben de bir şiir yazmak istedim Hrant için. Bunu yazdım. Gerçekten bir çocuk saflığıyla, soru soruyormuş gibi yazdım. Arkadaşım değildi, hiç tanımadım, ama yoldaşımdı. Buralı olan bir insandı. Hepimiz gibi. Bizim yarattıklarımız dışında bir düşmanlığımız yok ki.
İyi bir şair de görmedim ben
kendinden önce başkalarının düşünü gören
HERKESİN İÇİNDEKİ FAŞİST ORTAYA DÖKÜLÜYOR
Özellikle sonuç olarak tamam cümle alem bunu söyledi. Ama yakın olduğum insanlar var. Kaçınılmaz olarak aynı mitinge, aynı meyhaneye gittiğim insanlardır. Bir etkinlikten sonra şairler yazarlar birlikte meyhaneye giderler. Çoğumuz bizim kuşaktan, 45-55 yaş arasındaki insanlardan bahsediyorum. Hemen herkesin solla bir ilgisi olmuştur. Kimi TKPli, kimi Maocu, kimi Goşist olmuştur, her neyse. Sonra da bu bir sosyalist olarak sürmüştür. Ama 5-6 yıldır farkettiğim şey, bunların bir kısmı sosyalist ama, sonuna kadar milliyetçi. Ben sosyalist diyemiyorum onlara, artık bazı arkadaşlarla aynı masaya oturmak istemiyorum. Çünkü iki kadeh rakı zehir oluyor. Bir kadehten sonra mevzu açılıyor biliyorsunuz, herkesin içindeki faşist ortaya dökülüyor. Bu Hrant meselesinden tutun başka meselelere kadar. Birkaç kişi biz, hem Hrant Dinki hem azınlıktakileri savunmaya başlıyoruz. Bu beni çok rahatsız ediyor. Kendimizi ve azınlığı bizle beraber olduğunu sandığım arkadaşlarıma karşı savunmak çok ağır birşey. Azap verici bir şey.
MİLLİYETÇİ BİR KAN DOLAŞIYOR ŞAİR TAKIMININ
Toplumdaki ayrışma şairlere de sirayet etmiş...
Çok uzun zamandır artık damarlarında milliyetçi bir kan dolaşıyor şair takımının. Bu son 5-6 yılda beni çok rahatsız eden birşey. Beraber oturulan bir masadan beraber kalkamamak. Belki de en çok onları etkilemiş olabilir. Belki de az oldukları için daha çok görünüyor. Az olunca ayrıntılar daha çok görünür ya... Bunu da Hrant için yazdığımız ağıda gelen tepkilerden anladım iyice. Neler yazıldı, Niye bu şiiri yazdınız? diye. Neyse iyi tarafı da var, eskiden daha çok giderdim meyhaneye, şimdi o kadar gitmiyorum.
HEPİMİZ İMZASIZ ANONİM ŞİİRLER YAZALIM
Kitaba adını veren Üzgün kediler Şiirni siz yazmamışsınız.
Evet ben yazmadım. Şiiri yazan arkadaşım Engin Turgut benim kedilerimi bilir, onları çok sever.
Nasıl oldu?
Madem aynı dünyayı, aynı görüşü, aynı şiir toprağını paylaşıyoruz, şiir yazmak da o kadar kişisel birşey olmayabilir. Ben de başkaları adına yazdım çünkü. Ayrıca da şunu söyledim; biz hepimiz imzasız anonim şiirler yazalım. Nasıl olsa şiirin ilk çıkışı ilkel dünyadır, ilk zamanlardır. Şiir öyle çıkmış. Bugün sevdiğimiz pekçok şiirin sözleri anonimdir. Önemli olan insanların ihtiyaç hissetmesidir. Bu da bir ihtiyaç malzemesi olarak gördüğüm bir şey. Herkesin bir üslubu olabilir ama, sonuçta okuyanlar Bu şiir benim ihtiyacıma hitap ediyor, bu benim olsun desin, onun olsun. İnsanın bir iki sene, insanın şiir yazamadığı dönemler olabilir. Benim de oluyor. Kitaba adını veren şiirin yazıldığı dönemde bir dergi, iki tane şiir istiyordu ve ben de onlara, Şiirim yok diyordum. O dergiyi çıkaranlar da sandı ki, küçük bir dergi oldukları için ben de onlara şiir vermiyorum. Halbuki hiç alakası yok. Ben bazen taşrada iki öğrencinin çıkardığı bir dergiye bile şiir gönderirim, onlar da şaşırırlar.
Şiirin altına sizin imzanız atılıyor ve belki de eleştirilere maruz kalıyorsunuz.
Olsun. Sonuç olarak Engine, Sen yazsan olur mu? dedim. Niye Olmasın, Allah Allah dedi kapattı. İki üç gün sonra beni aradı: İlginç ama yazdım dedi. Hem de senin gibi yazmaya çalıştım dedi. Sana göndereyim mi? dedi, Bana gönderme, dergiye gönder dedim.
Ne yazdığına hiç bakmadan mı?
Öyle olur mu? Onu yapmam, bakayım demem. Sonradan dergide çıktı, benim de çok hoşuma gitti. Ne yapayım diye düşünürken, 92den 2007ye kadar olan dönemde çıkan şiirlerimle küçük bir antoloji yapayım dedim. İsim çalışması yapıyordum. Reklam yazarlığından geldiğim için çok yaptığımız birşey. Dergilerde çıktığı zaman Haydar Ergülen adıyla çıkmıştı o şiir.
GENÇSİNİZ, SOLCUSUNUZ, AŞIKSINIZ....
Böyle başka şiirler de var mı, siz yazmadığınız halde sizin imzanızla çıkan?
Öyle bir-iki şiir daha çıktı benim adımla. Sonra hoşuma gitti bu. Başka arkadaşımdan da istedim. Yılda bir iki tane yaparsam, sonra bir kitapta toplarım bu şiirleri.
Benim gerçekten sevdiğim pekçok arkadaşım var ve öyle oluyor ki şairlerle arkadaşlık sırf şiir arkadaşlığı olarak kalmıyor. Bizim yetişmemiz de öyleydi. Ankarada 77-78de çok iyi bir gruptuk. Bugünün 80 kuşağının iyi şairleri Ahmet Erhan, Adnan Azar, Akif Kurtuluş, rahmetli Behçet Aysanla çok yakın arkadaş grubuyduk. Gençsiniz, solcusunuz, aşıksınız.... Çok hoş dört-beş sene yaşadık böyle. Çok kıymet veririm ben arkadaşlığa ve birlikte yetişmeye. Sonra da devam ettim. İstanbula geldiğimde biraz düşkırıklığına uğradım tabii. Ankara bir evdir. O zaman çok meyhane birahane falan yoktu, hep evlerde toplanırdık. İstanbula geldim 83te, kimse kimseyi evine çağırmıyor. Herkes bir yerlerde buluşup görüşüyor. Alıştım ben de.