1956 ya da 57 olmalı, bir fotoğraf Yeni Romancıların kartviziti gibi algılanmıştı: Küçük ama yüksek karakterli bir yayıncı, Jerome Lindon, herkesin geri çevirdiği yeni bir kuşağın üyelerini Minuit yayınlarında bir araya getirmişti. Fotoğrafta, 1920li yıllarda Türk sanatçıların kaldığı pansiyon binasının önünde, Bernard Palissy sokağında, kimler yan yana gelmişti: Beckett, Nathalie Sarraute, Claude Simon, Michel Butor, Robbe-Grillet
Akımın bütün Batı Edebiyatını etkisi altına alacağını öngören var mıydı aralarında?
Alain Robbe-Grillet hemen öne çıktıysa, bunun bir nedeni Yeni Romanın kuramcı önderi gibi görünmüş olmasına bağlanabilirdi.
 |
| Grillet |
On yıl sonrasında, bu kez Roland Barthesın onayıyla yerini sağlamlaştıracaktı. Şüphesiz, romanlarının payı yabana atılamazdı o yükselişte: Silgiden Kıskançlıka, bu yepyeni bakış okulunun en tipik ürünlerini veren başkası değildi.
Alain Resnaisyle birlikte gerçekleştirdikleri efsanevî film, Geçen Yıl Marienbadda, Robbe-Grilletnin gölge kariyerinin başlangıcına denk gelir. Sonrasında, İstanbulda çektiği Ölümsüz başta olmak üzere, erotizmin ve tuhaf hazlar diyarının uçlarına yürüdüğü pek çok film birikti künyesinde. İstanbulda tanıştığı eşi, hemen paralelde, alışılmadık sapkınlıklarıyla bir bakıma yapıtının güzergâhını değiştirdi. Gelgelelim, edebiyat ve sinema sahnesindeki öncülüğü bir yere kadar sürdü Robbe-Grilletnin: Arada nükseden ufak tefek skandalları sayılmazsa, ağırlığını çoktan yitirmiş biriydi artık.
Alain Robbe-Grillet, özellikle ilk dönem yapıtları üzerinden çok saygı duyduğum, ama hiçbir yakınlık hissetmediğim bir yazar, bir sanatçıydı. Becketti zaten ayırıyorum,
 |
| Beckett |
sözünü ettiğim mahut fotoğrafın gerçekten de ucunda durur -hani hemen çekip gidecekmiş gibi. Ama, fotoğraftaki bütün yazarlar, bugün bakıldığında, onları bir araya getiren etiketten sıyrılmış, özerkliği tartışılmayacak güzergâhlar çizmişlerse, ki öyledir, en yapay yapıt Robbe-Grilletninkidir. Bu yargıyı olumsuz bir eleştiri olarak algılamamak gerekir, tam tersine, Yeni Romanın hedefi göz önünde tutulduğunda, bir övgü sözkonusudur: Robbe-Grilletnin bir benzetmesine başvuracak olursam, bir serüvenin yazılması değil, bir yazının serüveniydi burada amaçlanan ve ne yalan, en oturaklı örnekleri kendisi vermişti.
Buna karşılık, fotoğraftaki tek kadın yazar, Nathalie Sarraute, bakış okulunun ilk örneklerini çok daha önceden verdiğini söylerken haklıydı: Yazdıkları bir biçimde gözden kaçmıştı. Akımın sağlam bir kalesi olarak kaldı Sarraute, çizgisini durmadan geliştirdi ve yapıtı benzersiz bir derinlik kazandı zamanla; benim gözümde, Yeni Romanın en usta anlatıcısı oydu.
 |
| Sarraute |
Claude Simon, bugün 90ını aşmış kurt yazar, derin su niteliğini hep korudu. Onun da, özgün akışını sürdürürken akımın temel ilkelerine sadık kaldığı söylenebilir.
Michel Butor, kitaba yüklediği yüceltici göreve karşın, daha çok yazının tutsağı olarak yolunu açtı. Başlangıçta, özellikle ilk kitaplarıyla, güçlü bir romancıyı muştulamıştı; sonradan romandan bütünüyle uzaklaşmayı seçti. Robert Pinget, Yeni Romancılarda eksikliği duyulan bir boyutuyla ayrılıyordu. Humouruyla. Olağanüstü bir masalsılık getirdi. Bana kalırsa, Yeni Romancılardan çok Oulipoculara yakın bir yazı anlayışı geliştirmişti.
Beckettin Yeni Romancılarla birlikte anılmasına mesafeyle bakmak gerekir; gene de, büsbütün dayanaksız bir bağ kurma çabası olarak görülemez bu. Robbe-Grillet, Yeni Roman İçin başlıklı kitabında, usta işi bir denemeyle ilişkiyi somutlaştırmıştı. Gelgelelim, bu akımın sonunu onun getirdiği de ileri sürülebilir: Roman üçlemesiyle, gidilecek yer bırakmamıştı!
 |
| Grillet |
Alain Robbe-Grillet, Yeni Romancıların tümünden ayrılan kamu figürü yanıyla da iticiydi. Sollers, Anılarında onu iki çırpıda haklayıvermiş; ama Tel Quel yıllarında neredeyse gölgesi olduğunu anlaşılan unutmak istemiş. Bir gün onu da haklayacaklardır.
Son söyleşisinde, Robbe-Grilletye Sollersin sözleri aktarıldığında, nerede yazmış bunları? dediğini kulaklarımızla duyduk: Böyle eşeklikler bizim işimize yarar. Anılarını mı yazıyormuş? Ne soytarı ama!
Robbe-Grillet, meslekten tarım mühendisiydi. Daha önce yazmıştım: Elyazmalarını isteyen kuruluşa, yetiştirdiği 500 kaktüsünün bakımını üstlenmelerini şart koşmuştu.
Sevelim sevmeyelim, cins yazarlar biraz böyledirler.

Enis Baturun önceki yazılarıGönülçelen VillepinKökü korunan kültür yaşarDevlet ve sanat: Dikenli tel üstün(d)eSimone ve gerisiAlmanya, Kara YıllarTütün kültürünü anlamıyorlarTürk aydınını Parise çekenFransız kültürü gerçekten öldü mü?
