Almanya, Kara Yıllar sergisinden, insanolma halinden utanmış çıktım, sokaktakilerin yüzlerine, yüzlerinin arkasına, indirimli satış haftası başladığı için cinnete kapılmış insanlara baktım ve bana eksik görünenin bir tür metafizik boyut olduğuna vardım.
PARİS - - Maillol Müzesi, Parisin çok sayıdaki küçük müzesinden biri, şimdilerde Almanya, Kara Yıllar sergisini ağırlıyor: 1914den 1930ların başına uzanan bir kesite yönelmiş kapkara bakışlar gerçekten de.
Yapıtlar, genel olarak Dışavurumculukla içiçe ya da dirsek temasında ürün vermiş sanatçılardan seçilmiş. Desen, gravür, litografi ağırlıklı parçalara onların gücüne erişemeyen bir avuç yağlıboya tablo eklenmiş. Yan unsurları savsaklamıyor müze yöneticileri ve küratörler: Afişti, kitap kapağıydı, küçük ekranlardan izlenebilen belgeseller ile I. Dünya Savaşı ve yıkım yılları göz önüne apaçık seriliyor.
Müzegezerlerle ilgili bir ayrıntı: Hemen her sergide bunu gözlemliyorum, bir noktada kalabalık toplanmışsa orada kesinkes hareketli görüntü var demek. Televizyonun yarattığı sert iptilânın sonuçları bunlar; insanlar, hareketsiz görüntüleri kafalarında harekete çevirmeyi sanırım unuttular.
Dönemin büyük ustalarının daha çok minör işlerinden oluşuyor Almanya, Kara Yıllar: Otto Dix, Grozs, Beckmann, Hecker başı çekiyor, minör işler ama, gene de majörleri toplanmış biraraya: Beckmannın onbeş parçalık Cehennem gravürleri örneğin. I. Dünya Savaşının ölçülmez kayıplar hanesinde, o amansızın amansızı savaştan artanların nasıl görünmez bir önem taşıdığını belgeliyor sergi: Yüzü gözü parçalanmış, kolu bacağı kopmuş, kör ya da sağır olmuş şanlı askerlerini Almanya, savaş sonrasında kendi yazgılarına terk etmiş. Sefil bir yaşam tablosu. Üniformalı sakatların dilencilikle ayakta durmaya çalıştığı Berlin sokakları. Dixin, Grozsun kara mizahı en üst perdeye çektiği karakalem çalışmalarında iki cephe çıkıyor karşımıza: Sözümona soylu gerekçelerle savaş alanına sürülen dar ve orta gelirli ailelerin çocuklarından elde kalan yıkıntı insanlar, bir de savaş zenginleri, semirdikçe semirmiş, kan ve barut üzerinden servet devşirmiş olanlar.
Almanya, Kara Yılların gücü burada: Bir(inci) Dünya Savaşının sonuçları nasıl öteki savaşın temelini yaratmış, adım adım izleniyor.
Özellikle Dix ve Grozs, yerli yerine oturtulması gereken yaratıcılar. XIX. yüzyılda, Daumiernin karikatür ve desenleriyle başlayan muhalif, burjuva değerleri karşısında sapına kadar eleştirel bir çizginin sürdürücüsü olmuşlar. Tanıklıkları, bugün Sanatın yitirme yoluna gittiği bir tavır alışla biçimlenmiş. Gerçekçiler gibi yansıtmakla yetinmemişler ama, yorum yanları ağır basmış. İflâs etmiş bir toplumsal yapılanmaya, yitip gitmiş bireylerin dünyasına kalemi ya da fırçayı hançer üslûbuyla sokmayı başarmışlar.
Bugün, Yerküre, daha iyi bir durumda sayılamaz. Neden, kafasını başka yönlere çevirmeyi yeğliyor Sanat, Edebiyat? Buradaki işini devraldıklarına inandığı için mi? Savaş muhabirliğinin, fotoğrafçılığının, filmlerin kapsadığı bir alan olmasının, kalmasının en doğru görev paylaşımı olduğu kesin, geridönüşsüz doğru mu? Bu sorular, çağdaş sanat bağlamında Beuystan Boltanskiye karşımıza çıkan, Kieferin ya da Baselitzin yapıtlarından tanıdığımız tavır alışları görmezlikten geldiğim için değil. Tam tersine, son Bienal de göstermişti, ciddi bir siyasal boyut sözkonusu günümüz sanatında. Nedir, öyleyse, Beckmannın ve Dix-Grozs ikilisinin minör eserlerinde bile gelip yüzümüze çarpan, bugün eksikliğini duyduğum boyut?
Almanya, Kara Yıllar sergisinden, bir defa daha, insanolma halinden utanmış çıktım, sokaktakilerin yüzlerine, yüzlerinin arkasına, indirimli satış haftası başladığı için cinnete kapılmış, dükkânlarda hemcinslerini çiğnemeye, parçalamaya hazır hale gelmiş tükenmiş insanlara baktım ve bugün bana eksik görünenin bir tür metafizik boyut olduğuna vardım.
Almanya, Kara Yıllar sergisinde, üstelik, güçlü bir çağdaş misafir vardı: Ilya Kabakovun SSCB yıllarını hırpalayan Mutfak çalışması gerçekten de tokat gibi bir yapıttı o Rus sefâleti, on odalı eski burjuva evlerinde seksen kişinin yaşadığı ve mutfağı paylaştıkları yılgı tablosu, bugün Rusyada yaşanan sefâletten neden ayrılsındı ki?
Sanat ille de huzur kaçırmıyor, biliyoruz: Kara Yıllar yerine, meyve sebze kralı Arcimboldonun sergisine gidenlerin yüzünde güller açıyor. Enis Baturun önceki yazıları
Enis BATUR ortaya çıktı ha nihayet
Ne güzel demiş :
"" İflâs etmiş bir toplumsal
yapılanmaya, yitip gitmiş bireylerin
dünyasına kalemi ya da fırçayı hançer
üslûbuyla sokmayı başarmışlar.""
Yanlız savaş sonrası gazileri kaderine
terketme konusuna katılamıyorum !!!!
Savaştan mağlup çıkmış ; yakılıp
yıkılmış bir ülke ... İşgal edilmiş ..
Parçalara ayrılmış ... O durumda ne
yapabilirlerdi ki ????
Peki biz sayelerinde bugünleri
gördüğümüz (şu anda sayıları galiba 2-
3 olan !!!) ASLAN GAZİLERİMİZE ne
verdik ki ????
__________________
Taner - Malatya
06 Şubat 2008, Çarşamba 21:36
Sayın Enis Batur , birde Fransa"dan
bakarak Almanya"da işlenen cinayetleri
yani yakilarak oldurulen Turkleri
nasil goruyorsun , bunu da kaleme
alirsan cok memnun olurum. Hani insan
haklari ve insana saygi diyince
avrupanin sayili ulkelerinden biri
olan Almanya"da boyle cinayet islendi
ve dunyada pek fazla duyulmadi.Oysa
Malatya"da oldurulen 3 misyoner icin
bazi misyonerler "soykırım" kelimesi
bile kullandi.Acaba bu da bir soykırım
mı yoksa fasizan bi eylem mi yada
dogal bir olay mi?Fransadan nasil
gorunuyor acaba ?
Ahmet - Bingöl
05 Şubat 2008, Salı 17:01
Kardeşim niye Fransa"da oturup
Türkiye"yi yazıyorsun?
Bu ne kendini bilmezlik, bu ne
densizliktir böyle?
Koskoca Türkiye"nin suyu mu çıktı da
kendini Parisler"e attın?
Suç sende değil, seni ciddiye alıp
yazdıranda.
Kınıyorum.