ANTALYA - Türk Sinemasının bol ödüllü yönetmenlerinden Nuri Bilge Ceylan, İklimler adlı son filminin Türkiye prömiyerinin yapıldığı salona geldiğinde çok heyecanlıydı. Gösterim öncesi yaptığı küçük konuşmada, tek boş koltuk kalmamacasına dolu olan salona baktı ve film gösterime girdiğinde de, aynı ilginin sürmesini diledi. Filmi, kendi ülkesinde gösteriyor olmanın çok ayrı bir keyif olduğunu belirtti ve ekibiyle birlikte, gösterim başlamadan yerini aldı.
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
Cannesdan önemli bir ödülle (FIPRESCI) dönen filmin AKM Aspendos salonundaki gösteriminin hemen ardından, Ceylanın söyleşisi için Festival Kafeye geçildi. Doğanın kendisine hazırladığı tatsız oyundan herkes gibi habersiz olan yönetmen, kendisine yöneltilen soruları yanıtlamaya başladı.
Filmlerinde görüntü yönetmenliğini kendisi üstlenen Nuri Bilge, bu filmde kuralı bozmuş ve bir başka görüntü yönetmeniyle (Gökhan Tiryaki) çalışmış. Bunun başlıca iki nedeni var: ilki, filmde başrolü üstlenmesi, ikincisi de filmi baştan sona dijital (HD) kamerayla çekmesi ve bu tekniğe hakim olan biriyle çalışmak istemesi. (Not: Film Cannesda doğrudan dijital projeksiyonla gösterilmişti.) Diğer başrol oyuncusu ise eşi Ebru Ceylan.
 | |
Ceylan, aslında bir önceki filmi Uzakta da kendisinin oynayacağını, son anda cesaret edemeyip vazgeçtiğini, oyunculuk yapmak istemesinin hatta yönetmenlik yapmasının nedeninin kendisini tanımak arzusu olduğunu, İklimlerde kendi oyunculuğunu beğendiğini, yine de bir daha oyunculuk yapmayacağını söyledi.
Filmde -âdet olduğu üzere- gerçek anne ve babasının da birer rolü var. Ceylanın sinema dünyasına güçlü bir giriş yaptığı kısa filmi Kozanın başrolünde de bu ünlü ikili vardı.
Gerçeklik duygusunu kuvvetlendirmek için, ailesinden ve yakın arkadaşlarından faydalanan Ceylan, bu filmde ünlü fotoğrafçı Arif Aşçıya da bir rol yazmış. Aşçıyı Uzakta da izlemiştik. Oyuncu Uğur Yücel ve mimar Nevzat Sayın da, filmde gerçek adlarıyla anılan diğer iki ünlü şahsiyet. (Filmde oynadıkları anlamını çıkarmayın sakın ola.)
ANTALYA İKLİMİNİN OYUNU... Pek çok konu yanıtsız kaldı söyleşide. Yönetmen mi ketumdu? Bilakis, filmin süresi kadar (101 dak.) anlatacak bir performansta gördüm Ceylanı.
Peki soru mu gelmedi? O da değil. Söyleşi mekanı, kafası sorularla dolu izleyici kaynıyordu, dışarıda gittikçe şiddetini artıran yağmura ve rüzgara rağmen...
Yağmur ve rüzgar tanımlaması biraz hafif kaldı sanırım; fırtınaya dönen bir havadan bahsediyorum.
 | |
Nuri Bilgenin güçlü sesini dahi bastıran fırtına, söyleşiye dramatik bir final hazırlamış meğerse. Her tarafı cam olan söyleşi mekanının hemen yanında olan AKM kapısının üstündeki dev ekran, fırtınanın zorlamalarına dayanamayarak kendisini tutan kolonlarla birlikte devrildi.
Kapıya doğru bakan bir koltukta oturduğum için, devrilirken ve altından insanlar kaçarken görme fırsatım oldu. Konstrüksiyonun altında bazı festival görevlilerinin kaldığını ve muhtelif yaralar aldıklarını daha sonra öğrendim.
 | |
Yönetmen ve film ekibiyle mahsur kaldığımız sırça kafesten daha sonra çıkarak, arka kapıdan AKMnin içine attık kapağı. Orada da, görüntü almaya çalışan basınla, arkadaşları yaralanan festival görevlilerinin itiş kakışının içinde bulduk kendimizi. Zirve yapan atmosferi düşündüğümüzde, doğal karşılamak gerek.
40 dakika kadar sonra ambulanslar geldi; yolun devrilen ağaçlarca tıkanmasından gecikme yaşanmış... En sonunda geceyarısı dönebildiğimiz otelimizde, Festival Başkanı Engin Yiğitgil bir açıklama yaparak, gençlerin hayati tehlikelerinin olmadığı bilgisini verdi. Meteorolojiden fırtına uyarısı yapılmamış!
Doğanın oyun ettiği Nuri Bilge Ceylana biz oyun etmeyelim, ve yine film dairesine çekelim yazının eksenini.
EĞER BU KEDİYSE, CİĞER NEREDE? CİĞERSE, KEDİ NEREDE? Kendi hayatından yola çıkarak kurduğu film dünyasında, Nuri Bilge artık sönmekte olan bir ilişkinin kıyılarında geziniyor İklimlerde.
Filmin plastiği, önceki projelerinde olduğu gibi yine çok kuvvetli. Zaten bu alanda başarısız olabileceğini düşünmek bile, pek mümkün değil. Senaryoda görüntüde, kurguda, dekorda, seste, müzikte ve hatta oyunculukta (artık ne kadarı oyunculuksa) sorunsuz bir yapım. Sinemamızın ulaştığı düzey açısından, bu anlamda gurur verici.
Emprovize akan diyaloglar ise filmin zayıf tarafı. Gerçeklik duygusunu artırıyor gibi görünmekle birlikte, filme zarar veren bir unsur.
TEŞHİRCİLİK VE RÖNTGENCİLİK SULARINDA İLERLERKEN... Filme teşhircilik ve röntgencilik düzleminde yaklaştığımızda ise gördüğümüz, Nuri Bilgenin sömürüyü bir parça daha ilerlettiği... Evet, sinema aynı zamanda teşhirdir de; evet, izleyiciyi röntgenleyenden ayıran sınır pek bir incedir, hatta yoktur.
Ancak, Nuri Bilge Ceylan sineması da, BBG sularında ilerlerken, içerdiği pornografik tat git gide artıyor. Filmin mükemmel plastiğinin ürettiği gözbağı dahi, bu fikre varılmasını engellemiyor. Ceylan, üstün fotoğrafçılık tekniğini, bir kez daha, seyirciyi ipnotize etmek için kullanıyor. Sihirbazlık yeminini bozanlar benzeri... (teşbihte hata olmaz)
Ceylanın bir daha 35 mm çalışmayacağını tahmin ediyorum. Dijitalin imkanlarından vazgeçmeyecektir. Filmde çalıştığı görüntü yönetmeniyle iyi bir uyum sağlamış. Artık bir süre sonra konuşmadan çalışabilecek denli iyi bir uyum.
Yine de her anlamda ve alanda, kontrolü elinde tutmayı seven Nuri Bilge Ceylan, kameraya uzun bir kabloyla bağlattığı monitörden, çekim öncelerinde görüntüyü sürekli denetlemiş.
Üstün nitelikleri göz önüne alındığında, İklimlerin bazı ödüllere ulaşacağı çok açık.
Peki, Zeki Demirkubuzun Kaderini etkiler mi? O biraz zor...
| DİĞER HABERLER İÇİN TIKLAYINIZ |
 |
| |