Haftanın kitapları -Temmuz 2006/4
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
Haftanın kitapları -Temmuz 2006/4
Bu haftanın kitapları ‘Stilist’, ‘Çıplak Ceset’, ‘Nedjma’, ‘Mina’ya Mektuplar’, ‘Sahtekâr’, ‘Yahudi Efendi’ ile Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın 99 Sayfada dizisinden ‘Alzheimer, Parkinson’, ‘Bebeklikten Çocukluğa’ ve ‘Depresyon’.

NTV-MSNBC
Güncelleme: 20:31 TSİ 13 Ağustos 2006 Pazar

İSTANBUL - “Kendimi niye mi öldürmeye çalışıyordum? Ölmek istiyordum, çünkü Osmanlı padişahının küçük kardeşi olan babam Şehzade Vahiddedin’in Müslüman eşlerinden biri, ona bir erkek evlat doğurmuştu. Annemin tabiriyle bir jüdenfürst -bir İsrail prensi- oluşum, bana hiç teselli vermiyordu.” [Yahudi Efendi adlı kitaptan]



NEDJMA
Kateb Yacine

1957 yılında Cezayir-Fransa savaşı en ateşli günlerini yaşarken, yirmi sekiz yaşındaki genç yazar Kateb Yacine (okn. Katip Yasin) (asıl adı Muhammed Khelluti), Albert Camus’ye yazdığı mektubunda “Aynı krallıktan sürülmüş iki düşman kardeş gibiyiz, elimizdeki mirası paylaşmamak için reddediyoruz ve feragat ettiğimiz egemenliğin kibrine sarınmışız, ama işte bu güzelim miras aile ya da kabilelerin gölgelerine kadar katledildiği uğursuz bir yer haline geliyor, oysa iki yanı keskin dilimiz eşsiz ve ortaktır,” diye yazar.

Bu “eşsiz ve ortak dil” Fransızca’dır. Katip Yasin bu ortak dili kullanarak, çelişkili bir hakikatin zalim çizgilerini ortaya çıkartır: Birbirine zıt ama aynı lingustik boyutta var olan gerçeklikleri, tutkuları, hayalleri anlatmak için aynı dil.

Gilles Carpentier’nin önsözüyle Can Yayınları’ndan çıkan ‘Nedjma / Necma’da, Albert Camus’nün muhteşem yapıtı ‘Yabancı’yla ilgili referanslar özellikle Cezayirli eleştirmen Naget de Khadda’nın çalışmalarında ortaya konmuş; Yasin ‘Yabancı’dan yola çıkarak bir anlamda durumu, Camus’nün eserindeki sömürgeci perspektifi tersine çevirmiştir.

Arapça yıldız anlamına gelen Necma ile Mağrip edebiyatı ilk modern ve çağdaş örneğini vermiştir. Romanın realist damarı Mağrip toplumunun özellikleri ve çarklarının işleyişini (yoksulluk, sömürge düzeni, din...) gözler önüne sererken, eleştirmenler Necma’yı ‘nouveau roman’ akımı içine yerleştirmekten çekinmezler, çünkü genç yazarı Amerikalı yazarlardan çok etkilenmiş, Necma’nın redaksiyonu sırasında Faulkner’in yapıtlarını yeniden okuduğunu söylemiştir.

Kendi kurgu evreninin merkezindeki yıldız olan Necma romanda asla söz almaz. Romanın farklı anlatıcıları ve anlatımları onun çevresinde, farklı zaman dilimlerinde döner ve çakışır. Bu karışıklık içinde yazar tek bir anlatıcı ekseninde yönlenen geleneksel roman düzenini radikal biçimde kırar.

Necma hem genç ve tehlikeli bir kadın, hem de Cezayir’dir. Bu Cezayir ataların geçmişi ve geleneklerle, modernitenin zalim gerçekliği arasında parçalanmıştır. Anlatı içinde anlatılarda eski Numidya’ya egemen Hippone ve Cirta’nın temelleri üzerinde yükselen Bône ve Konstantin arasında gidip gelen hikâye, aslında Doğu Cezayir’de küçük bir taşra kasabasında geçer: burası dünyadır.

Peki tek bir kitabın yazarı olunabilir mi? Yasin’in adı hemen her zaman Necma’yla anılır. Yazarın Fransızca başka ürünleri de vardır: tiyatro, şiir roman... ancak Fransızca’yla ilişkisi tüm edebiyat kariyerinde kendini gösteren bir geçiş ve terk eylemi, çatlaklarla dolu bir varoluştur.

Fransızca onun için geçiş ve yabancılaşmanın dilidir. Yenik bir devrimci olarak kendi halkına nasıl Fransızca hitap edebilir ki? Yasin hem Fransızca’ya hem de Arapça’ya sırt çevirerek halkın asıl konuştuğu lehçelerde ve Berberice’de yeni bir yazın yaratmak ister.

Bir söyleşisinde Hafid Gafaiti’ye itiraf ettiği gibi Fransızca yazmanın bir yabancılaşma olduğunun farkındadır ama bunu Arapça’da yinelemeye niyeti yoktur çünkü Arapça da onun dili değildir. Yazar yaşamın dillerini tercih eder çünkü edebiyatın kendisi için yaşam olduğunu söyler.

Faulkner de İngilizce değil, Amerika’daki zencilerin jargonuyla, onların yaşam dolu argosuyla yazmıştır. Gerçek yazarlar şeyleri yaşamda olduğu formuyla ararlar ve meselelerini insanların diliyle aktarmaları gerekir.

Fransızca yazan Cezayirliler de bu etabı Arapça’ya, Berberice’ye, halkın kullandığı bir dile doğru geçerek aşacaklardır. Sürgün yıllarından sonra Cezayir’e dönen Yasin kendini Arapça tiyatro oyunları yazmaya vererek bir tiyatro topluluğu kurar.

Yazarını bir hacıya, bir Doğu-Batı yolcusuna dönüştüren, iki dil, ikil kültür arasında parçalayan Necma, tüm baskı ve zorlamalara, geleneklere, atalara ve istilâcılara karşın bir özgürlük vaadidir aslında ve aynı cümleyle başlayıp biter: “Lakdar hücresinden kaçmış!”

Nedjma
Can Yayınları, 240 sf.
Çeviren: Aysel Bora
Dizi: Çağdaş Dünya Edebiyatı
Özgün dili: Fransızca



SAHTEKÂR
Jeffrey Archer

Tüm dünyada romanları 120 milyondan fazla satan Jeffrey Archer, yazar kimliğinin yanında parlamenter olarak da tanınıyor.

‘Sahtekâr’, Türkiye’de kitapları Altın Kitaplar tarafından yayımlanan yazarın Türkçe’ye en son çevrilen kitabının adı. Yazar bu kez ünlü ressam Van Gogh’un Kesik Kulaklı Otoportresi’nin peşine düşüyor.

Van Gogh’un Gauguin’le tartıştıktan sonra ustura ile sol kulağının bir parçasını kestiği bilinmektedir; ama iki oto portresinde de neden sağ kulağının sargılı olduğu hala gizemini koruyor. Van Gogh Müzesi’nin Tablolar Küratörü Louis van Tilborgh dahil tüm sanat tarihçileri, ressamın tabloyu aynaya bakarak yaptığına inanıyorlar.

Jeffrey Archer’ın da ‘Sahtekar’ adını verdiği romanında üzerinde durduğu konu tam olarak budur. Ancak Archer’ın asıl ilgisini çeken ünlü ressamın kendisini yaraladıktan sonra yaptığı oto portresidir; Kesik Kulaklı Oto portre.

Van Gogh’un peşinde
Roman, Wentworth Malikanesi’nde işlenen bir cinayetle başlar; Malikane’nin yaşlı sahibesi Victoria’nın acımasız bir katil tarafından hunharca öldürülmesinin tek sebebi ne yazık ki Van Gogh tablosudur. Ancak ne zavallı Victoria’nın ne de malikane sakinlerinin bundan haberi vardır. Üstelik ünlü tablo uğruna işlenen ilk cinayet bu olmayacaktır.

Sabah koşusuna hazırlanan Anna Petrescu’nun ne bu tüyler ürpertici cinayetten haberi vardı ne de çok kısa bir süre sonra İkiz Kuleler’e düzenlenecek terörist saldırıdan. Genç kadın sabah koşusunun ardından çok zor bir güne hazırlanmanın telaşı içindeydi. Zor günün baş kahramanı ise Van Gogh’tu. Kısa bir süre önce Empresyonistler bölümünün iki numaralı kişisi olarak çalıştığı Sotheby’s’teki işinden istifa etmişti. Bu sabah da bir yandan yeni çalışmaya başladığı işinden istifa etmeyi düşünüyor, bir yandan da yeni patronunun acımasız ve etik dışı kişiliğini yorumlamaya çalışıyordu. Ancak bugün hiçbir şey düşündüğü gibi olmayacaktı.


Romanın bir başka özelliği de kurguda 11 Eylül’ün yer alması; Archer, kadın kahramanı Anna Petrescu ve Petrescu’nun patronu Fenston’ın da içinde olduğu İkiz Kuleler’in teröristlerin saldırısına uğramasını an be an anlatır. Anna kurtulsa da kulelerin yıkılmasıyla birlikte binlerce kişi terörist saldırının kurbanı olacaktır.

Jeffrey Archer’ın son romanı ‘Sahtekar’, okuyucuları New York, Londra, Bükreş ve Tokyo arasında soluksuz bir yolculuğa çıkarıyor. Ve sonunda İngiltere’nin ücra bir köyünde Van Gogh’un son tablosunun esrarı çözülüyor.

Van Gogh’un gizemi
Van Gogh Müzesi’nin Tablolar Küratörü Louis van Tilborgh, Van Gogh’un 17 Eylül 1988 yılında ağabeyi Theo’ya yazdığı mektupta, çalışmalarına yardımcı olması için bir ayna aldığından söz ettiğine dikkat çekiyor. Sanatçı Saint-Remy’ye taşınırken aynayı Arles’da bırakmıştır. Ancak, Van Gogh 11 Mayıs 1890’da J. Ginoux’ya yazdığı mektupta aynayı ona emanet ettiğini ve onu iyi korumasını rica etmiştir.

Van Gogh’un kulağı sargılı iki oto portre yaptığı bilinmektedir. Birisi Londra’daki Somerset House’daki Courtauld Enstitüsü’nde sergilenmektedir. Diğeri ise özel bir koleksiyondadır.

Jeffrey Archer (yazar)
Tüm dünyada romanları 120 milyondan fazla satan Jeffrey Archer, beş yıl Avam Kamarası’nda, on dört yıl da Lordlar Kamarası’nda parlamenter olarak görev yapmıştır. Kraliçe’nin hapishanesinde iki yıl mahkum olarak yatmıştır. ‘Sahtekar’, hapisten tahliye olduktan sonra yazdığı ilk romandır. Evli ve iki çocuğu olan yazar, Londra’da ve Cambridge’de yaşamaktadır.

Sahtekâr
Altın Kitaplar, 416 sayfa
Çeviren: Pınar Öcal
Dizi: Roman



YAHUDİ EFENDİ
Toksöz B. Karasu

Bir Osmanlı hikâyesi...

“Kendimi niye mi öldürmeye çalışıyordum? Ölmek istiyordum, çünkü Osmanlı padişahının küçük kardeşi olan babam Şehzade Vahiddedin’in Müslüman eşlerinden biri, ona bir erkek evlat doğurmuştu. Annemin tabiriyle bir jüdenfürst -bir İsrail prensi- oluşum, bana hiç teselli vermiyordu.”

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarını ve Cumhuriyet’in filizlendiği ilk yılları başarıyla anlatan ‘Yahudi Efendi’, dünyanın savaşlarla biçimlenen çehresini ve doğumundan itibaren huzurun peşinde koşan bir ruhun arayışlarını konu alıyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemleri… Vahideddin’in meşru oğlu Ertuğrul’dan önce, Yahudi asıllı cariyelerinin birinden bir oğlu olur. Ancak sarayın bu çocuğu tanıması mümkün değildir. Adam Zakir adını verdikleri bu çocuk saraydan uzakta bir köşkte, Ermeni ve Müslüman öğretmenlerle büyütülür; bir yandan annesinden ötürü Yahudi kültürünü de öğrenmektedir.

Ertuğrul’un, kendisinin yerine padişah olacak olması Adam Zakir’in içindeki haseti beslerken, bir yandan da nefsini köreltmeye ve dinler arasındaki yolunu bulmaya çalışır.

Ülke büyük bir karmaşanın pençesinde ve rejim değişikliğinin arifesindeyken, kendi dünyasında da yoğun bunalımlar yaşayan Adam Zakir, babasının temelli olarak yurtdışına gittiğini öğrenir. Bundan kısa bir süre sonra da annesi ölür.

Adam’ın daha sonraki yaşamı kuru bir yapraktır. Bir ülkeden diğerine, bir inançtan öbürüne, bir insandan başkasına savrulup durur…

Beş bölümden oluşan kitabın bölüm başlıkları:
Bölüm I: İsa beni neşelendiriyor, bana göz kırpıyor ve aklımı karıştırıyor. Günaha girmek istiyorum. (1905-1922 İstanbul)

Bölüm II: Ateist beni boşluğa itiyor, bana tepeden bakıyor ve moralimi bozuyor. Ölmek istiyorum.(1922-1926 İstanbul)

Bölüm III: Musa beni sindiriyor, gözlerini gözlerime dikiyor ve içime endişe salıyor. İsyan etmek istiyorum. (1926-1941 Paris)

Bölüm IV: Muhammed beni tehdit ediyor, bana parmağını sallıyor ve beni kızdırıyor. Savaşmak istiyorum. (1941-1945 İstanbul)

Bölüm V: Tanrı bana inanıyor. Sevmek istiyorum. (1945-1947 Kudüs)

Yahudi Efendi
Everest Yayınları



ÇIPLAK CESET
-Bir Remzi Ünal Polisiyesi-
Celil Oker


Gerilim dozu ve kurgusuyla yerli polisiyenin en iyi örneklerinden biri.

1999 yılında Kaktüs Kahvesi’nin düzenlediği polisiye roman yarışmasın birincisi olan ve hızı, gerilim dozu ve kurgusuyla yerli polisiyenin en iyi örneklerinden biri sayılan ‘Çıplak Ceset’ yabancı dillere de çevrildi.

Eski bir pilot olan Remiz Ünal detektiflik yapmaya karar vermiştir. Bir arkadaşının kendisi için verdiği gazete ilanından sonra Tarsus’tan bir telefon alır. Kaybolan üniversite öğrencisi yeğenini bulmasını isteyen Yusuf Sarı’nın teklifini kabul edince de kendini Tarsus’tan Boğaziçi Üniversitesi’ne uzanan bir cinayet, uyuşturucu ve pornografi şebekesiyle yüz yüze bulur. Usta bir aikidocu olan dedektifimiz, işin içinden çıkabilmek için cesaretten çok daha fazlasına ihtiyaç duyacaktır.


Celil Oker, Türk polisiyesinin büyük ustası.
Stuttgarter Zeitung

Türkiye’den polisiye denince akla ilk önce Celil Oker adı gelmeli.
Ulrich Noller, WDR

Türk yazarı Celil Oker büyük bir yetenek. Kitapları çok güncel, çünkü bilinmedik bir ortam, yani Türkiye, okuru büyülüyor.
Facts

Çıplak Ceset
Merkez Kitaplar, 152 sf.
Dizi: Polisiye roman



MİNA’YA MEKTUPLAR
Reha Muhtar

Deneyimli gazeteci ve usta televizyoncu Reha Muhtar’ın “Mina’ya Mektuplar” adlı kitabı, raflarda yerini aldı.

25 bin adetlik ilk baskısıyla ve baskı kalitesinden ödün verilmeden özel fiyatla -5 YTL- okuyucuyla buluşan kitap, Reha Muhtar’ın aşk, kadınlar, ilişkiler üzerine denemelerinden oluşuyor…

“Mina’ya Mektuplar” üç bölümden oluşuyor. Konu Aşk Olunca İhanet Kaçınılmaz başlığını taşıyan ilk bölümde aşkı ve aşkın merkezinden beslenen ihanet anlatılıyor. Bu bölümde kadın ve erkeğin iktidar savaşımında savaş alanlarının farklı oluşunun beklentileri de farklı kıldığına ve zaman zaman ihanetin kaçınılmaz olduğuna dikkat çekiliyor.

Muhtar’ın kimi zaman “Ben sadakatsiz miyim?” diyerek kendisini sorguladığını okurken kimi zaman da “Bana ihaneti öğret!” diye seslendiği kişiyi merak etmemek mümkün değil. Gündemde olan ünlü kadın ve erkeklerin özel hayatlarına değinen Reha Muhtar, Zuhal Olcay-Haluk Bilginer, Hülya Avşar-Kaya Çilingiroğlu ve İclal Aydın-Tuna Kiremitçi ilişkilerini de aşk ve ihanet çerçevesinde değerlendiriyor. Ayrıca yine bu bölümde “Tüm kadınlar oyuncudur” diyerek de tartışma yaratacak bir iddiada bulunuyor.

Kadının Çalınan Hayatları adlı ikinci bölümde Reha Muhtar, “Hayat her şeyi değiştirdiği gibi kadını da değiştirdi.” diyerek kadının mutsuzluk girdabına giriş serüvenini anlatıyor.

Güzel kadının şanssız olmasından başlayıp yaşlanmanın ve randevu defterlerinden tek tek çıkarılmanın yarattığı korkunun sebeplerine dikkat çekiliyor. Prensesleri prenses yapan esasen erkektir diyen Reha Muhtar kadınların içten içe bu gerçeğe kendilerini teslim ettiklerini söyleyerek kadının hayatı çalınmış mıdır yoksa buna izin mi vermiştir sorusunu da akla getiriyor.

Hüzün Sizi Gülümsetir adlı üçüncü ve son bölümde erkekler ve erkeklerin aşklarına değiniliyor. Erkeklerin yaşadıkları travmatik aşkların yanı sıra erkeklerin terk edilme sebeplerini masaya yatırıyor Muhtar.

Aldatılan erkeklerin biten ilişkinin ardından verdikleri tepkilerin “Kimin ne olduğu ya da ne olmadığı o zaman belli olur..” şeklinde okuyan Reha Muhtar her bölümün sonunda olduğu gibi Mina’yla dertleşerek okuru bu özel sohbetin içine çekiyor.

Mina’ya Mektuplar
Alfa Yayınları
Tür: Anı



STİLİST
Aleksandra Marinina

Bugüne kadar otuzun üzerinde roman yazan, kitapları yirmi dile çevrilip on yedi milyon satış adedine ulaşan ve televizyon dizilerine konu olan ünlü Rus polisiye yazarı Alexandra Marinina ilk kez Türkçe’de.

1990’ların Moskova’sı…
Yaşları on dört ile on yedi arasında değişen dokuz genç erkek, aşırı dozda uyuşturucudan ölü bulunurlar. Dokuzu da eşcinseldir ve tipleri şaşılacak derecede birbirine benzemektedir. Eldeki tek ipucu, Moskova’nın dışındaki Hayal sitesi yakınlarında bulunan ve son kurbanın kaçırılmasında kullanılan çalıntı arabadır.

Dedektif Anastasia (Nastya) Kemanskaya, bu ipucunun peşine takıldığında eski sevgilisi Soloyev’le yeniden karşılaşmak - ve hesaplaşmak - zorunda kalır. Esrarengiz bir kaza sonucu tekerlekli sandalyeye bağımlı kalan ünlü çevirmen Soloyev’in evinde işlenen cinayetlerle işler iyice karmaşıklaşır: Bir yandan “Uzakdoğu bestseller”ları ile satış rakamları milyonları bulan “Şerhan” yayınevindeki entrikalar, bir yandan da halen kayıp olan ve cesetleri bulunamayan beş genç erkek…

Bu cinayetler birbiri ile bağlantılı mıdır? Yoksa Dedektif Nastya’yı (ve okuru) bambaşka bir sürpriz mi beklemektedir?


Stilist
Merkez Kitaplar, 467 sf.
Dizi: Polisiye roman
Çeviren: Ergin Altay




99 SAYFADA
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın “99 Sayfada” dizisinden yeni kitaplar var:
“99 Sayfada Alzheimer, Parkinson”
“99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa”
“99 Sayfada Depresyon”


Kamuoyunun ilgisini çekebilecek çeşitli konuları, o alanın önde gelen bir uzmanıyla söyleşi formatında işleyen 99 Sayfada dizisi, ele aldığı konuyu basit ve kolay anlaşılır biçimde okura iletmeyi hedef ediniyor.

Söyleşi biçiminde yazılan kitapları, uzun bir süre sağlık haberciliği yapmış olan Didem Ünsal kaleme almış.



99 SAYFADA ALZHEİMER, PARKİNSON
Prof. Dr. Murat Emre
Söyleşi: Didem Ünsal


99 Sayfada Alzheimer, Parkinson başlıklı kitapta, yaşlılık dönemi beyin hastalıkları konusunda Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen isimlerden Prof. Dr. Murat Emre, Alzheimer ve Parkinson konusundaki bilgilerini okurla paylaşıyor.

99 Sayfada Alzheimer, Parkinson, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın yeni hazırladığı 99 Sayfada dizisinin üçüncü kitabı.

99 Sayfada Alzheimer, Parkinson, yaşlıların büyük bir bölümünü etkileyen beyin hastalıkları konusunda bilinmesi gerekenlere ışık tutuyor, hastalıkla ilgili ilk elden bilgi sağlarken tedavi için nasıl bir yola başvurulması gerektiğini anlatıyor.

Yaşlılıkta sık görülen beyin hastalıkları, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarında genetiğin rolü, erken teşhis ve tedavinin önemi, Parkinson cerrahisi gibi konular, kitabın cevap verdiği sorular arasında yer alıyor.

Kitap, Alzheimer ve Parkinson konusunu beş bölümde işliyor:
1. Alzheimer hastalığı nedir, nasıl tedavi edilir?
2. Alzheimer hastalığı bunama mıdır?
3. Alzheimer hastalarına nasıl davranılmalıdır?
4. Parkinson hastalığı nedir, nasıl tedavi edilir?
5. Yaşlılar başka hangi beyin hastalıklarına yakalanır?

99 sayfada Alzheimer, Parkinson
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları



99 SAYFADA BEBEKLİKTEN ÇOCUKLUĞA
Prof. Dr. Yankı Yazgan
Söyleşi: Didem Ünsal


99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa başlıklı kitapta, çocuk psikiyatrisi konusunda Türkiye’nin önde gelen isimlerden Prof. Dr. Yankı Yazgan, çocuk yetiştirirken dikkat edilmesi gerekenler konusundaki bilgilerini okurla paylaşıyor.

99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın yeni hazırladığı 99 Sayfada dizisinin dördüncü kitabı.

99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa, bebeklikten itibaren ergenlik dönemine kadar çocuk yetiştirirken ana-babaların dikkat etmesi gereken konuları ele alıyor. Çocukta sağlıklı ve dengeli gelişim, çocuk disiplini, ödül ve ceza, çocukta cinsel kimlik gibi konular, kitabın cevap verdiği sorular arasında yer alıyor.

Kitap, çocuk davranış gelişimi konusunda aşağıdakiler dahil akla gelebilecek her türlü soruya cevap veriyor.

1. Bebekliğin ilk üç yılı, insanın bütün hayatını belirler mi?
2. Çocuk etrafı kırıp döktüğünde ne yapmalıdır?
3. Çocukların kardeşe ihtiyacı var mıdır?
4. Çocuk nasıl cezalandırılır, nasıl ödüllendirilir?
5. Çocuk yetiştirirken annenin ve babanın rolleri nasıl olmalıdır?

99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları



99 SAYFADA DEPRESYON
Doç. Dr. Fisun Akdeniz
Söyleşi: Didem Ünsal

99 Sayfada Depresyon başlıklı kitapta, depresyon, manik-depresif hastalık, gebelik ve loğusalık dönemlerine özgü ruhsal bozukluklar ile psikiyatri ilaçlarının hormonlar üzerine yan etkileri konusundaki araştırmalarıyla tanınan Doç. Dr. Fisun Akdeniz, Depresyon konusundaki bilgilerini okurla paylaşıyor.

99 Sayfada Depresyon, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın yeni hazırladığı 99 Sayfada dizisinin beşinci kitabı.

99 Sayfada Depresyon, hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenlere ışık tutuyor, hastalıkla ilgili ilk elden bilgi sağlarken tedavi için nasıl bir yola başvurulması gerektiğini anlatıyor.

Kitap, Depresyon konusunda aşağıdaki sorular dahil birçok soruya cevap veriyor:

1. Depresyon nedir? Diğer hastalıklardan nasıl ayırt edilir?
2. Depresyonun dokuz belirtisi nedir?
3. Depresyon, kişiyi intihara götürür mü?
4. Çocuklar depresyona girer mi?
5. Depresyon kadınlarda neden daha çok görülür?

99 Sayfada Depresyon
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


—> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim




 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları