Haftanın kitapları - Nisan 2006/2
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa
Haftanın kitapları - Nisan 2006/2
‘Robert Capa’, ‘Gurur ve Önyargı’, ‘Sıkı Dostlar’, ‘Çift Başlı Kartal’ ve ‘Sırıtkan Kırmızı Ay’ bu haftanın seçkin kitaplarını oluşturuyorlar.

NTV-MSNBC
Güncelleme: 02:35 TSİ 20 Nisan 2006 Perşembe

İSTANBUL - “Teknik olarak kötü ama güçlü bir görüntüyü, tekniği iyi ama zayıf bir görüntüye her zaman tercih ederim.” [Robert Capa]



ROBERT CAPA
Richard Whelan

“Çektiğin fotoğraf iyi değilse, yeterince yaklaşmamışsındır.”

Robert Capa, asıl adıyla Andre Friedmann, 20. yüzyılın en ünlü fotoğrafçıları ve fotoğrafçı-gazetecilerinden biri. Aklı ve gönlü Cumhuriyet’in kazanmasından yana olarak katıldığı İspanya İç Savaşı’nda çektiği “Vurulup Düşen Asker” fotoğrafıyla bütün dünyada ün kazanan, Almanya’dan Kuzey Afrika’ya, ABD’den Çin’e dünyanın neresinde çatışmalar, kitle eylemleri ve savaşlar varsa serüvenci ruhuyla ve barışçı tutumuyla kendini oraya atan, “Teknik olarak kötü ama güçlü bir görüntüyü, tekniği iyi ama zayıf bir görüntüye her zaman tercih ederim,” düsturuyla mesleğini yürüten ve hem meslektaşlarının haklarını koruması hem de hevesli gençlerin bu meslekte ilerlemelerine yardımcı olmak amacıyla dört arkadaşıyla Magnum’u kuran fotoğrafçı.

Richard Whelan’ın kaleme aldığı bu kitap, onunla tanışıp âşık olunca ‘bizi ancak kazma-kürek ayırabilir’ dediği ve İspanya İç Savaşı’nda ölünce ikisini gerçekten de kazma küreğin ayırdığı Gerda’yla büyük aşkı, Hemingway’den Steinbeck’e, Gary Cooper’dan Picasso’ya ve Ingrid Bergman’a kadar kolayca kurduğu arkadaşlıkları ve ömrü boyunca kendini göçmen sayıp eline geçen her kuruşu çevresindekilerle harcamaya ayırtan gönlübol tutumuyla Robert Capa’nın en kapsamlı ve doğru biyografisi olarak kabul edilmektedir.

Robert Capa
Agora Kitaplığı, 340 sf.
Çeviren: Mehmet Harmancı
Dizi: Biyografi -3



GURUR VE ÖNYARGI
Jane Austen

Ölümsüz aşkın ve yanlış anlaşılmadan doğan karmaşaların anlatıldığı bu klasik yapıtta, hikaye, 18. yüzyıl sonlarında, sınıf bilincinin hakim olduğu İngiltere’de geçer.

Beş kız kardeş olan Bennet’lar - Elizabeth veya Lizzie, Jane, Lydia, Mary ve Kitty, annelerinin iyi bir koca bulup geleceklerini güvence altına alma hayalleriyle büyütülmüşlerdir. Fakat, neşeli ve zeki bir mizaca sahip olan Elizabeth, kendisine düşkün olan babasının da desteğiyle hayatını daha farklı ve dolu dolu yaşamak için çabalamaktadır. Zengin damat adayı Bay Bingley’nin yakındaki malikaneye taşınmasıyla Bennet ailesini bir telaş sarar. Bu genç ve soylu delikanlının seçkin Londra çevresi ile askerlerden oluşan arkadaş grubu göz önüne alındığında, Bennet kardeşler için uygun bir eş bulmak zor olmayacaktır. Sakin ve güzel olan en büyük kız kardeş Jane, Bay Bingley’nin kalbini kazanmak üzere harekete geçer. Lizzie’nin ise yakışıklı -ancak sonradan anlayacağı üzere ukala- Bay Darcy ile tanışmasından sonra karşı cinslerin savaşı başlar.

Gurur ve Önyargı
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 424 sf.
Çeviren: Hamdi Koç
Dizi: Hasan Ali Yücel Klasikler
Tür: Roman



SIKI DOSTLAR
John Le Carré

Ünlü İngiliz yazar John Le Carré, Türkçe’ye çevrilen romanı ‘Sıkı Dostlar’ (Absolute Friends) ile yeniden okurla buluşuyor. Daha önce ‘Bahçıvan’ ve ‘Yolun Sonu’ isimli romanları yine Altın Kitaplar tarafından yayımlanan yazar Le Carré, James Tait Black, The Malaperte (İtalya) ve Nikos Kazancakis ödüllerinin sahibi.

İlk romanını 1961 yılında yazan John Le Carré’nin bugüne dek 18 kitabı yayımlandı. Sherborne Koleji’ni bitiren Le Carré, Berne Üniversitesi’nde eğitimini sürdürmüş, Modern Diller Bölümü’nü birincilikle bitirmiştir. 1959-1964 yılları arasında İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmış ve Bonn’daki İngiliz Elçiliği’nde görev almıştır. Romanlarının yedi tanesi sinema filmi, üçü de televizyon dizisi olmuştur.

Kitabın Konusu
Pakistan’da dünyaya gelen Ted Mundy bir İngiliz subayının oğludur. Sasha ise Doğu Alman göçmeni bir papazın oğlu. Yaşamları birbirinden habersiz akıp giden iki adam ilk kez 60’lı yılların sonlarında Batı Berlin’i kasıp kavuran öğrenci eylemleri sırasında tanışırlar.

Soğuk Savaş yıllarında çift taraflı casusluk yapan iki adamın dostlukları zamanla ilerler. Sovyet rejiminin çöküşüyle Ted, kendine mütevazı bir hayat kurar. Artık İngiliz turistlere rehberlik yapmaktadır. Ancak beklenmedik bir anda Sasha’dan gelen bir haber tüm hayatını değiştirir. Çok zengin ve kimliği gizli tutulan bir adam Irak Savaşı lehine propaganda yaparak geniş çevrelere ulaşabilecek bir tercüman aramaktadır. Mundy idealleri uğruna işi kabul eder. Bu arada Ortadoğu ve Asya ülkelerinde üniversite hocalığı yapan Sasha sonunda esrarengiz adamın kim olduğunu öğrenir.

Artık iki arkadaş yoksulluktan kurtulup çökmekte olan dünyayı kurtarmak için ellerine geçen fırsatı değerlendirmeye karar verirler. Ama ortada bir sorun vardır. Acaba gerçekten dünyayı kurtarabilecekler midir?

Sıkı Dostlar
Altın Kitaplar, 398 sf.
Çeviren: Füsun Doruker
Dizi: Roman



ÇİFT BAŞLI KARTAL
Yiğit Değer Bengi

Yiğit Değer Bengi’nin ilk öykü kitabı ‘Çift Başlı Kartal’, Artemis’ten çıktı!

Hem mirasçı hem yenilikçi, hem masal hem gerçek...
Yiğit Değer Bengi’nin Çift Başlı Kartal’daki hareket noktası tarih, mitoloji, efsane, masal… Ulaşmaya çalıştığı yer ise yazan insanın sık sık bulup kaybettiği bir kavram olarak gerçek. İnsana dair, saf ve bozulamaz olan gerçek. Acı gerçek.

Meydanlarda koşuşturup duran hayal ürünü savaşçılardan çok adım ötede karakterleriyle Bengi, medenileştikçe en ilkel, en öz vahşiliğine geri dönen günümüz insanın psikolojisini destanlıyor.

Kahramanlık Meselesi
Destanlarda ya da fantazya kitaplarında, yerleşmiş bir dil vardır, kimi şeyleri belli şekilde tasvir edersin, ifade edersin. Odysseus, ya da Ulyses şarap rengi denizde yelken açıp İthaka’nın yolunu arar. Kızlar diri göğüslü, kuzguni saçlıdır erkekler de geniş omuzlu ve tunç tenli. Kahramanların belli şeyler yapmaları beklenir, yolun sonuna kadar gidemeyenler benzer acılar çeker. Bu destan dili, bir ölçüde bu edebiyat türünün olmazsa olmaz bir şartıdır sanki. Aşina bir tanımla karşılaşınca, ona denk düşen belli bir kahramanla da karşılaştığımızı anlarız. Okura kolaylık sağlar, yani. Ama yazara kolaylık sağlamaz. Tam tersine, onun ötesine geçemeyen, metnine derinlik kazandırmayan yazarı klişeler tuzağında hapseder. Gene okunur bir metin çıkabilir ortaya ama, akılda kalıcı bir metin çıkmaz.

Yiğit Değer Bengi’nin hikâyelerinden oluşan Çift Başlı Kartal’ın en büyük erdemlerinden biri, bu ortak dili gereğince kullanması ama onun çok ötesine geçmeyi; daha doğrusu derinine inmeyi başarması. Antik Çağlar’dan tutun da Antep Savunması’na, Çanakkale Savaşı’na kadar uzanan geniş bir zaman dilimi içinde, Bengi tarifi en zor kavramlardan birini, kahramanlığı kendine temel almış. Kahramanlığın iki ayrı yönünü: hem arkasını dönüp kaçmak istemeyi hem de ilerleyip başına gelebilecek her şeye yiğitçe boyun eğmeyi anlatıyor. Bazen iki bedende tek bir ruh (ister aynı cinsiyetten ayrılmaz iki arkadaş sıfatıyla olsun, ister farklı cinslerin fazladan cazibesiyle bezenmiş olsun), bazen antik ya da yeni hayallerin eşlik ettiği kahraman, bazen de kahramanlığıyla yalnızlığa mahkûm edilmiş kişi olarak. Ne var ki, ödleklik de aynı şeyi yapabilir, o da insanı yalnızlığa mahkûm edebilir.

Yiğit Değer Bengi’nin yazdığı bir hikâyeyi ilk kez, o İthaki’nin Jules Verne Öykü yarışmasına katıldığında okudum. Ben Fantastik Kurgu bölümünün jürisindeydim, onun hikâyesi benim birincimdi. Ancak jürinin üçüncüsü oldu. “Çift Başlı Kartal”ı, bu kitapta da bulacaksınız. Bu üçleme, son yıllarda okuduğum en yürek yakıcı metinleri oluşturuyor. “Son Kahraman” ise, kahramanlık üzerine yazılmış en iyi hikâyelerden biri. Kargamış’ın kahramanı Muwata’nın çaresizliğini, mecburi kahramanlığını, o tayin edici ânı da unutacağımı sanmıyorum. “Assur ordusu üzerime geldikçe korkum da geçti. İçimi bir soğukluk, bir hissizlik, hatta bir neşe sardı. Ne utancım kaldı, ne korkum, ne de çekincem.” Tıpkı Timo ile Niko’nun kardeşliği, Stephanos ile Karas’ın aşkları, Murşili ile eskiden Luvanda olan Edimnu’nun kolay kolay yıkılmaz dostlukları; Gılgameş ile Enkidu’nunkini hatırlatan “bir”likleri gibi.

Belki de eski çağlara aşkla bağlı olduğum, en ihmal edilmişleri dahil, bütün ören yerlerinde eskiden kalma bir soluk hissettiğim, sesler duyduğum, bizden pek de farklı olmadıkları anlaşılan o insanları gözümün önüne getirebildiğim, geçmişi yeniden yaşamakta zorluk çekmediğim içindir, bilmiyorum. Fantazyanın her türünü sevdiğim halde, destanlar beni hep çok etkilemiştir. Özellikle bize çok daha yakın olan, kemiklerini her zaman daha zengin şekilde donatma imkânına sahip olduğumuz, bu toprakların destanları. Örneğin, Deli Dumrul’un neden geçmişe bırakıldığını anlamam. Bengi, bize aşina tarihleri, masalları, pürüzsüz bir dille anlatıyor. Eski Çağlar konusundaki uzmanlığı ise, antik-modern destanlarını daha da inanılır, trajik kahramanlarını daha yürek burkucu hale getiriyor. Umarız arkası gelir.
[Sevin Okyay]

Çift Başlı Kartal
Artemis Yayınları, 197 sf.
Dizi: AB -23
Tür: Öykü(ler)



SIRITKAN KIRMIZI AY
Sibel Atasoy

Sibel Atasoy, “Bir Kadını Öldürmek” adlı romanında, alışılmadık biçimde çok-fonksiyonlu / çok-boyutlu anlatımlar kullanır. Totalde ilginç bir aşk-ölüm öyküsünün anlatıldığı romanda, Atasoy, ‘Neden bir kadını öldürmek istedim?’ sorusuna şöyle cevap verir “Sanırım bu metaforik bir yaklaşım... Teolojik ve felsefi düzeyde kadının yüz yıllardır yerden yere vurulmasının gerçek sebebini araştırmaya cesaret ediyorum. Dinlerin ve bir çok öğretinin görünen yüzünde “kadın” deyince etiyle buduyla fiziki kadını anlamıştık. Acaba gerçekten kastedilen bu muydu?!” Yazar, şimdi de yine içinde fantastik öğeler bulunduran bir romanla çıkıyor okurun karşısına: “Sırıtkan Kırmızı Ay.”

“Sırıtkan Kırmızı Ay”, normal hayatlarını sürdürmekte olan orta yaşa yaklaşmış dört arkadaşın başlarına gelen açıklanamaz bir olayı ve etkilerini anlatan psikolojik, fantastik bir gerilim romanı. “Bu kitapta, belki hepimizin de zaman zaman yaptığı gibi ‘gerçekliği’ sorgulamaya çalıştım,” diyor Sibel Atasoy.

“Kitabı yazdığım dönemlerde yoğun olarak ‘gerçeğin doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler’ önermesini düşünüyordum. Buna bağlı olarak da başımıza ‘gerçek’ tanımlamasına uymayan bir olay geldiğinde bunu nasıl ve hangi yolla açıklamaya çalışacağımızı merak ediyordum. Kitapta, kahramanlarımın aşk sızılarını, yaşam görüşlerini, heyecanlarını, dehşet izlerini son derece sade ama bir o kadar da sarsıcı bir dille aktarmaya çalıştım. Aslında ‘Sırıtkan Kırmızı Ay’, baştan sona bir soru metni diyebiliriz; okuyucuyu kendi huzursuzluğuma ortak etme çabası.”

Sırıtkan Kırmızı Ay
Altın Kitaplar, 224 sf.
Tür: Roman


—> Haftanın Kitapları sayfası için iletişim: Onur Serim


 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları